|
Sizi sizin kadar tanıyan biri;
sizi düÅŸünen, düÅŸünmeyi öÄŸrenmiÅŸ,
sakin, uslu, efendi, oturmayı kalkmayı bilen,
sevmeden edemediÄŸiniz biri;
size sizi anlatmayı herÅŸeyden çok seven,
sizin için çok ÅŸey baÅŸarmaya hazır biri;
bazen biraz fazla konuÅŸtuÄŸundan yakındığınız ama ne söylediÄŸini
bildiÄŸinden hep emin olduÄŸunuz,
sizi tanıdığı kadar kendini ve hayatı tanıyan biri;
yalnızca eÅŸinize anlatabildiÄŸiniz sırlarınızı anlatmaktaN çekinmediginiz,
bazen düÅŸüncesine ÅŸiddetle ihtiyaç duyduÄŸunuz biri;
sabahın üçünde "ayıp olur mu" diye endiÅŸelenmeden arayabildiÄŸiniz
ve
üçüne beÅŸine bakmadan size duymanız gerekenleri söyleyen,
gecenin o karanlığında kalkıp ışığı yakan,
masasının başına geçen biri;
kaleminiz, kağıdınız,
aynanız, saatiniz, kravatınız olan,
bazen gölgeniz olan biri;
ve
bazen vicdanımız,
bazen de uykusuz bıraktıgınız için,
vicdan azabınız olan biri...
Hayatınız da böyle biri ... var mı ?
Varsa,kıymetini bilin.
| Paulo Coelho'nun, Seytan ve Genc Kadin adli romanindan hos bir bölüm; ..."Yollari oldukca uzunmus, yokus yukari gidiyorlarmis, gunes yakiciymis, ter icinde kalmislar, susamislar. Bir donemecin ardinda harika bir mermer kapi gormusler; kapi, ortasinda bir cesme bulunan altin doseli bir meydana aciliyormus, cesmeden berrak bir su akiyormus. Yolcu kapidaki bekciye donmus. 'Iyi gunler.' 'Iyi gunler,' diye yanit vermis bekci. 'Burasi harika bir yer, adi ne?' 'Burasi cennet.' 'Ne iyi, cennete gelmisiz, cunku cok susadik.' 'Iceri girip dilediginiz kadar su icebilirsiniz', demis bekci ve eliyle cesmeyi gostermis. 'Atimla kopegim de susadilar.' 'Kusura bakmayin,' demis bekci. 'Buraya hayvanlar giremez.' Yolcu cok uzulmus, cok susamismis, ama suyu tek basina icmek istemiyormus. Bekciye tesekkur edip yoluna devam etmis. Epeyce bir sure yamac yukari gittikten sonra eski gorunumlu kucuk bir kapiya varmislar, kapi iki yani agaclikli toprak bir yola aciliyormus. Agaclardan birinin altinda, sapkasini alnina indirmis, uyur gibi yatan bir adam varmis. 'Iyi gunler,' demis yolcu Adam basini sallamis. 'Atim, kopegim ve ben cok susadik.' 'Surada taslarin arasinda bir pinar var,' diyen adam eliyle orayi isaret etmis.'Istediginiz kadar su icebilirsiniz.' Yolcu, ati ve kopegi pinara gidip susuzluklarini gidermisler. Yolcu bekciye tesekkur etmis. 'Istediginiz zaman yine gelebilirsiniz,' demis bekci. 'Buranin adi ne?' 'Cennet.' 'Cennet mi? Ama mermer kapidaki bekci bana orasinin cennet oldugunu soyledi.' 'Orasi cennet degil cehennemdi.' Yolcunun akli karismis 'Sizin adinizi kullanmalarina niye izin veriyorsunuz? Yanlis bilgi vermeleri buyuk karisikliga neden olur!' 'Hic de degil. Aslinda onlar bize buyuk bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarina sırt cevirenlerin hepsi orada kalıyor cunku. |
Bir gün bir daÄŸ güneÅŸle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle aÄŸaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. GüneÅŸ pırıl pırıl ufukta tam karşısından doÄŸuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarÅŸaf gibi günü karşılıyordu.
Dedi ki, "Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneÅŸ bana gülümseyerek gün baÅŸlıyor."
Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.
Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada daÄŸ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doÄŸru yürüyor.
"İiiiiiiiihhhhhh , bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı ÅŸimdi neden bozuyor?"
Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve ÅŸöyle bir titredi.
Tepeden aÅŸağıya doÄŸru bir kaç taÅŸ hızla yuvarlanmaya baÅŸladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleÅŸti. DüÅŸen taÅŸlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de baÅŸladı denizin güzelliÄŸini seyre...
Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluÄŸunda küçük halkalar oluÅŸturuyordu.
Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:
"Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa baÅŸlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluÄŸumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaÅŸamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. GüneÅŸ hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu?
Kabul et gerçeÄŸi, herÅŸey bir ÅŸeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede hergün ayrı bir ÅŸey öÄŸretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE."
DaÄŸ denize sordu:
"SEYRET, SUS ve DİNLE? O da ne demek?"
Deniz, "Bak... SeyrettiÄŸinde güzellikleri göreceksin... SustuÄŸunda kendinden baÅŸkalarının söylediklerini duyabileceksin...
DinlediÄŸindeyse onlardan öÄŸrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin..."
Orta Asyada, savaşın ok ve yay ile yapıldığı
dönemlerde Türk savaÅŸçılar, arkalarından gelebilecek bir saldırıyı önlemek
için, sırtlarını önceden bu amaçla hazırlanmiÅŸ bir TAÅž'a dayarlardı.
Bu taÅŸ "ARKA-TAÅž" veya Azerbaycan'daki telaffuzuyla "ARKA-DAÅž"
olarak adlandırılırdı. Dostluk kavramının zaman içinde,insanın arkasını
yaslayabileceÄŸi ve kendisini olabilecek kötülükler den koruyacağı fikri ile
özleÅŸtirilmesi sonucu "arkadaÅŸ" kelimesi "dost"
anlamında Türkçedeki yerini buldu. Sırtınız "arka taÅŸ" sız
kalmasın..
Bir gün bir tanıdığı büyük filozofa rastladı ve dedi ki; "Arkadaşınla ilgili ne duyduÄŸumu biliyor musun?"
"Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrat. Bana birÅŸey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna "Üçl&uum l; Filtre Testi" deniyor.
"Üçl&uum l; Filtre?"
"DoÄŸru," diye devam etti Sokrat. Benimle arkadaşım hakkında konuÅŸmaya baÅŸlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceÄŸini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir.
Birinci filtre: "Gerçek Filtresi"
"Bana birazdan söyleyeceÄŸin ÅŸeyin tam anlamıyla gerçek olduÄŸundan emin misin?"
"Hayır," dedi adam "Aslında bunu sadece duydum ve ...
"Tamam," dedi Sokrat
"Öyleyse, sen bunun gerçekten doÄŸru olup olmadığını bilmiyorsun. Åžimdi ikinci filtreyi deneyelim,"
"İyilik Filtresini"
"Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduÄŸun ÅŸey iyi birÅŸey mi?"
"Hayır, tam tersi ..."
"Öyleyse," diye devam etti Sokrat,
"Onun hakkında bana kötü bir ÅŸey söylemek istiyorsun ve bunun doÄŸru olduÄŸundan emin deÄŸilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı."
"İşe yararlılık filtresi"
"Bana arkadaşım hakkında söyleyeceÄŸin ÅŸey benim iÅŸime yarar mı?"
"Hayır, gerçekten deÄŸil."
"İyi," diye tamamladı Sokrat,
"EÄŸer, bana söyleyeceÄŸin ÅŸey doÄŸru deÄŸilse, iyi deÄŸilse ve iÅŸe yarar, faydalı deÄŸilse bana niye söyleyesin ki?"
Bu, Sokrat'ın iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar, saygı görmesinin sebebiydi.
Yakın ve sevgili herhangi bir arkadaşınız hakkında başıboÅŸ konuÅŸmalar duyduÄŸunuz her sefer bu üç filtre testini kullanmanız sizlere hararetle tavsiye edilir.
Socrates
| İnsan telefon defterini temize çekerken bazı isimleri eski defterinde bırakır. Onlar artık bir daha asla aranmayacaktır. Garip bir hüznü barındıran bu silik isimlere bakılır bakılır. Kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi çok çabuk unutuverdiÄŸiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca herÅŸeyi ama herÅŸeyi paylayÅŸtığınız birisi; yada istifa ettiÄŸiniz bir yerden bir arkadaşınız! Soyadları sorulmamış bir sürü hatırlanmayan isim de vardır defterde; ve ÅŸüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları. Korkunç bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan kaldırılır. İnsan telefon defterini temize çekerken bazı isimler üzerinde durur. Onca zaman sonra birkez arasanız, sesini duysanız... Ona edilebilecek bir çift sözünüz yoktur! Birlikte gittiÄŸiniz filmler, meyhaneler, evler birbirinizi yıllar sonra özlemenizi saÄŸlayacak sevgiyi aşılamamıştır size. Yalnızca bir isimdir ÅŸimdi o. Temize çekerken atlarsınız hemen. Derhal çevirirsiniz sayfayı telaÅŸla, alalacele. Oh, isim geçmiÅŸte kalmıştır. İnsan telefon defterini temize çekerken hayatını da sorgular. Hangisi ihanet etmiÅŸtir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamaniz için; hangisinin bir süre sonra arkanızdan konuÅŸtuÄŸunu duymuÅŸsunuzdur; hangisi sizi en güzel öpmüÅŸtür; hangisi rüyalarınıza girmiÅŸtir, hangisinin ayak parmakları ilginizi çekmiÅŸtir; hangisinin burnundaki kıllar sizi aşırı rahatsız etmiÅŸtir; hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır; hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmiÅŸsinizdir; hangisinin eÅŸine siz de büyük bir aÅŸk duyup bunu acıyla gizlemiÅŸsinizdir; hangisi için sabahlara kadar içip içip aÄŸlamışsınızdır? DoÄŸrular, yanlışlar, hatalar, tutkular! Birlikte Edip Cansever okuduÄŸunuz o insanlar, solmuÅŸlardır. İnsan telefon defterini temize çekerken yalnızlığını da kanıtlar. Bütün bu insanlar ÅŸimdi nerede, ne yapmaktadırlar? Saat elbette dört'tür! Paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine dönmüÅŸtür . Ters dönmüÅŸüzd ür. Bu tek başınalık ve bu isim katliami aslında size ters gelir... Çalan telefona bakarsınız. Acaba? Acaba telefon defterini temize ceken bir arkadaşınızın son anda kurtarma çabası mıdır? Bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluÅŸma, belki... Bilemezsiniz. Lütfen, ama lütfen telefon defterlerinizi kaybetmeyiniz... |
| Savaşın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düÅŸtüÄŸün ü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateÅŸ yaÄŸmuru altındaydılar. Asker teÄŸmene koÅŸtu ve: " TeÄŸmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.." Delirdin mi? der gibi baktı teÄŸmen... " Gitmeye deÄŸer mi?. Arkadaşın delik deÅŸik olmuÅŸ...Büyük olasılıkla ölmüÅŸtür bile.. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın.." Asker ısrar etti ve teÄŸmen "Peki " dedi.. " Git o zaman.." İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateÅŸ yaÄŸmuru altında arkadaşına ulaÅŸtı. Onu sırtına aldı ve koÅŸa koÅŸa döndü.. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. TeÄŸmen,kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü: " Sana deÄŸmez! Hayatını tehlikeye atmana deÄŸmez, demiÅŸtim. Bu zaten ölmüÅŸ.." " DeÄŸdi teÄŸmenim. " dedi asker.. " Nasıl deÄŸdi? dedi teÄŸmen.. Bu adam ölmüÅŸ görmüyor musun?." " Gene de deÄŸdi komutanım.. Çünkü yanına ulaÅŸtığımda henüz saÄŸdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.." Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı " Jim!.. GeleceÄŸini biliyordum!.. demiÅŸti arkadaşı. " GeleceÄŸini biliyordum..." |
Bir baba...
Bir adam geçiyor İstanbul'un caddelerinden. DüÅŸüncelerinin ağırlığından sis inmiÅŸ taa gözlerinin içine. BuÄŸulu bir camdan ne görünürse, o kadarını görebiliyor ancak! Seyircilerinin ÅŸaÅŸkın bakışlarını; önlerinden geçip gözden kaybolana kadar onu takip ettiklerini; ağızlarını bıçak açmadan bu insanın kanını donduran manzarayı görmekten utandıklarını bilmeden yürüyor. Artık tükenmiÅŸ bedeniyle, iki yana savrulan insanlık damlalarıyla yürüyor...
Yaşı kırkı geçmez ancak ona bakanlar bir tahmin yürütse ellili, altmışlı yaÅŸlarda olduÄŸunu pek ala söyleyebilirler. İki yana sarkmış ince ve kıvrımlı yanaklar, kak kat olmuÅŸ alın ve kararmış simsiyah gözler; aÄŸlamaktan artık beyazı bile görünmez olmuÅŸ. Gözü görmüyordu dedim ya yine de o sürüyor seyyar satıcı arabasını. Yanında biri var... Belli çile onu da yaÅŸlandırmış... Åžehir içi iÅŸlek bir yolda arabayı ikisi kullanıyor, saÄŸlı sollu park etmiÅŸ arabalara sürtmeden geçmek, arkadan gelenlere çarpılmamak yanındakinin görevi, sessizce konuÅŸmadan sürüyorlar arabayı
Zihni artık acıyı öyle iÅŸlemiÅŸ ki ne bir jest var suratında ne de baÅŸka bir ifade, öylece donuklaÅŸmış. Kasketi hafif saÄŸa eÄŸilmiÅŸ, aÄŸzında sigara; soÄŸuk havada daha da derin nefes aldığını sanırsınız, ama deÄŸil bunlar hiç mühim deÄŸil... Hiçbir ayrıntı elleri nasırlaÅŸmış adamın umurunda deÄŸil. Yanındakine bırakmış üÅŸümeyi, o arabayı sürüyor nasırlı kara ellerle. Sigarası bitti mi? Yenisini yakmak için bile bırakmıyor arabanın mafsalını tek elle yanındaki yakıyor sigarasını.
Ç ;aresizliÄŸin ağır sorumluluÄŸunu yendiÄŸi gün, bugün ama ne dese ki! O piÅŸkin suratlı ÅŸoföre?
-O napar be hocam? Onun danası izin vermemiş, evrakım eksikmiş, getirseymiş, tamammış.
DüÅŸünceleri kesik kesik;
-Ulan ben nasıl adamım be hocam, bu kadar mı çaresizim be? Yine tuttuÄŸunu hissediyor arabanın muhafazasını, ince ince yaÄŸan yaÄŸmura aldırmadan. Son görevim bu derken hastaneden çıkıp neredeyse fark etmeden üç dört semti geçmiÅŸler. Çok zor olmuÅŸtu hastaneden çıkarmak kızı ama herhalde yer kaplamasın diye salıverdiler onları... Herhalde duyuldu da ondan mı korktular? Bu na da ÅŸükür dedi.
Gittikl eri yere varmak üzereydiler, az kalmıştı yolun sonuna. Görmüyordu arabanın üstünü ama hissediyordu taa içinden acıyı, en derininden, en yıkıcısından, en kahredeninden. DüÅŸünmeden, düÅŸünmekten kaça kaça, ÅŸimdi vardılar kimsesizler mezarlığına. Yanlarında getirdikleri kürek ve kazmalarla önce mezarı kazacak sonra da;
-Mahallenin imamı gelir mi ki? Kim bilir bedava diye belki...
Dü ÅŸünüyor adam, düÅŸünmekten kaçmaya çalışarak. Bir yavrusunu hiçlikten kaybetmiÅŸ, ölüsün&uum l; hastaneden zor çıkarmış, bir araç bulamayıp, arkadaşının seyyar satıcı arabasını ambülans yapmış, ait olduÄŸunu sandığı bir ÅŸehrin kabristanina götürmüÅŸ, dayanmış, dayanıyor, ÅŸimdi de gömecek...
Yanında bilmem kim? Arabanın üstünde; bir kazma bir kürek ve onlarla oynayan bir küçük oÄŸlan, bir tabut ve onun içinde ölmüÅŸ, ölmüÅŸ öldürmüÅŸ; bir küçük kız ve bir baba...
Her geçen gün araba sanayiinde Japonlara yenik düÅŸen Amerikalılar bir gün araba teknolojilerini incelemek üzere Japonya'ya giderler. Fabrikayı gezerken bir köÅŸede kutular içinde kediler görürler. Merak edip bu kedilerin ne iÅŸe yaradığını sorarlar. Japonlar cevap verir:
- "Biz bu kedileri izolasyon testinde kullanıyoruz. AkÅŸam giderken her bir arabaya bir kedi koyuyoruz. Sabah geldiÄŸimizde ise arabada kedi ölüyse problem yok, eÄŸer kedi yaşıyorsa arabanın problemli olduÄŸunu anlıyoruz. Demek ki arabaya hava giriyor" diyorlar.
Amerikalılar çok ÅŸaşırıyor. Geziyi tamamlayıp ülkelerine dönerken, "Bir de Türkiye 'ye uÄŸrayalım" diyorlar. Türkiye'de bir araba fabrikasını geziyorlar. Yine bir köÅŸede kutular içinde kedileri görüyorlar. Åžaşırıyorlar. Dayanamayıp bu kedilerin ne iÅŸe yaradığını soruyorlar.
Yetkili cevap veriyor:
- "Biz bu kedileri izolasyon testinde kullanıyoruz. AkÅŸam giderken her bir arabaya bir kedi koyuyoruz. Sabah geldiÄŸimizde eÄŸer kedi arabada ise problem yok, ama kedi arabadan kaçmışsa, arabanın izolasyon problemli olduÄŸunu anlıyoruz..."
Kirpilerle (Erinaceus europaeus) insanların dostluÄŸu, kirpinin, besleyen elden kaçmaması, kirpilik yapmaması (başını içe çekip yuvarlak bir diken yığını olmak) ve insanın bağırıp çağırmaması, kirpinin beslenme ve bakımına özen göstermesi, ondan emirleri anlamasını ve isteneni yapmasını beklememesi, kirpi doÄŸasını olduÄŸu gibi kabul etmesi, olarak anlaşılmalıdır.
Kirpinin dostluÄŸu midesinden geçer. Sığır kıymasını, kalp etlerini, kuÅŸ karaciÄŸerlerini, irmik lapasını, yumurta sarısını, kedi-köpek mamalarını ve meyveleri sever. Tuzlu yiyecekleri ve sütü beÄŸenmez. Yiyeceklerini en hareketli olduÄŸu akÅŸam saat altıyla dokuz arasında tüketir. Yemekler hep aynı yerde verilmelidir ki insana güveni oluÅŸsun.
Kirpiye çok yavaÅŸ yaklaÅŸmalı öyle birden yanına diz çöküp, birden kalkmamalıdır. Zaten hayvanlarla çabuk dost olunmaz. İnsanları hemen her fırsatta denerler. Güvenilir olup olmadıklarını anlamak isterler.
Tehlike sezdikleri anda, kaçarlar. Ev içinden ya da bakıldıkları sandıktan kaçıp uzaklaÅŸmaları olanaksız olduÄŸundan “kirpileÅŸirler&rdq uo;.
Hayvanlarla ve özellikle kirpiyle yakınlaÅŸmaya çalışan insanlar daha ilk günde aynı hatayı yapar kirpiye öpücükler gönderir, ÅŸu ya da bu biçimde ağızlarını ÅŸapırdatır ya da güveni bozan sesle konuÅŸarak kirpiye yaklaşırlar. Özellikle dudak ÅŸapırdatmak yersizdir. Çünkü kirpi dilinde dudak ÅŸapırdatmak “Çek git yoksa dikenlerimle iÅŸini bitiririm” demektir. Kirpiler arasındaki kavgalar bu ağız ÅŸapırdatmalarla baÅŸlar. Hatta o anda fotograf çekilirse hemen tostoparlak olur.
Kirpi, insana alıştıktan sonra bahçede bir çalı dibi kazılarak iki delikli bir çukur hazırlanmalıdır. Bunlardan biri doÄŸuya diÄŸeri de batıya bakmalıdır. Kirpi bu yuvaya girince deliklerden birini otlarla tıkayıp hava akımını (rüzgar) önler. Yuvanın içini bulduÄŸu ot ve yosunlarla kendi döÅŸer.
Kötü havalar baÅŸlayınca ikinci deliÄŸi de kapatır. Bu iÅŸteki zamanlaması o denli iyidir ki onunla yarışacak bir hava tahmincisi bulmak güçtür. Hatta ılık bir odada bir sandıkta beslenen ve dışarıdaki durumu hiç algılamayan bir kirpi, alışkanlığı olmayan bir saatte bir köÅŸeye çekilip kıvrılıp yatarak yaÄŸmur yaÄŸacağını iki gün önceden anlar. DoÄŸadaki her canlıdan öÄŸrenilecek çok ÅŸey vardır. Yaptıklarını insanlar uygulayamazlar ama o iÅŸi yaparken ya da karşılaÅŸtığı sorunu çözerken kullandığı yöntem/yöntemle r, insanlara da yararlı olabilir. Bu yöntemleri doÄŸadan öÄŸrenebilmek için, doÄŸa ve içindeki canlılar titizlikle korunmalıdırlar.
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birÅŸeydi. O gün peÅŸinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oÄŸlanın davetine ÅŸaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köÅŸedeki ÅŸirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuÅŸamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...
“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”
Yan masalardan bile ÅŸaÅŸkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye baÅŸladı.
Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı aÄŸzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluÄŸumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”
Bunları söylerken gözleri nemlenmiÅŸti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düÅŸünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
baÅŸladı. Onun da evi uzaklardaydı. ÇocukluÄŸu gibi...
O da ailesini anlattı. Çok ÅŸirin bir sohbet olmuÅŸtu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüz&uu ml;n harikulade güzel baÅŸlangıcı olmuÅŸtu tabii...
BuluÅŸmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduÄŸu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaÅŸadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiÄŸini biliyordu çünkü...
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölüm&uum l;mden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Åžöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduÄŸum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluÅŸtuÄŸumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
ÅŸeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı aÄŸzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
iliÅŸkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemiÅŸti. Sana gerçeÄŸi anlatmayı
defalarca düÅŸündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Åžimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...
İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluÄŸu idi ve ben bu mutluluÄŸu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herÅŸeyi yeniden yaÅŸamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”
YaÅŸlı kadının gözyaÅŸları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir ÅŸey?” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...
SıÇıŞ
Sıçtım.
Tuvaletteyim diye demiyorum,
geçen son iki günden
bahsediyorum.
Benim için pek zor ve nâdir bir hâdise deÄŸil gerçi,
yani senin için de zafer sayılmaz
ama
ilk görüÅŸte aşık oldum sana,
güldüÄŸünd e sarhoÅŸ oldum - ya da en azından
sarhoÅŸ olmak istedim ama zaten
zil-zurna dolandığımdan
"bari bir içki daha ısmarlayayım" dedim, elimdeki bitmeden. YapabileceÄŸimin en iyisi buydu.
Coşku mevzuunda yaratıcı değilimdir.
Konuya dönersek...
Saçlarında kaybolmuÅŸ olduÄŸumu hatırlıyorum pek çok defa
daha doÄŸrusu, beraber
uyuduÄŸumuz her sefer...
Geceleri vaziyetim mâlumdur
yine de kokunla
seviÅŸtim
ama
seninle
seviÅŸemedim...
Sabahları bile.
DoÄŸru dürüst tanımadan bilmeden hoÅŸlandın ve
doÄŸumgünümde faksla gönderdiÄŸin mesajda yazdın:
"Beş yıllık kalkınma planıma seni aldım."
Sanki öyle demedin de, ÅŸöyle dedin:
"İçebildiÄŸi n kadar iç, herÅŸeyi çabucak berbâdet de
şu aramızdaki herneyse
baÅŸlamadan bitsin."
Hayatımın kadını diyordum sana... Belki öylesin.
Ama bunu derken, benim hayatımın
baÅŸkaları için
ne ifade ettiÄŸini
unuttum.
Tabii ki piÅŸmanım. Sanıyorum hâlâ aşığım.
Herhalde
bir daha aramayacaksın. Arasan da
eskisi gibi olmayacak.
Olsa bile
yine sıçacağım.
Sanırım hiç
vazgeçmeyeceÄŸim...
Kaybetmekten veya
senden deÄŸil,
sıçmaktan.
Nerdeydin?
Karanlığı bozan ay ışığında
imamlar daha gün ağırmadan ezanlarını okurken
ben yanlız başıma
beynimde senli binlerce düÅŸünceyle dolaşırken
sen nerdeydin?
acımın tavan yaptığı günlerde
özleminin gözlerimi aÄŸrıttığında
bir resmine bile bakamazken
sen nerdeydin?
hangi kucakta, hangi yatakta
yada
hangi masada mezeydin
gel gör ki ÅŸimdi
zerre umrumda deÄŸildir...
Â
 Ey aşk nerdesin?  şehrin en varoş yerindeyim, çağırsam buraya da gelirmisin? dikkat et yollar çamur ,yollar tozlu dikkat et kirlenmeyesin bir sen kaldın temiz buralarda birde.....UMUT.  belki birgün ........biriniz
KARDELEN
BİR KAR MEVSİMİ SEVDİYİM SEV GİLİ
BAYAZBİ SAYFA GİBİYDİ DUYDUGUM SEVGİ
COK ÅžEY YAZILMALIYDI COK ÅžEY YAÅžANMALIYDI
KISA SÜRDÜ ÇÜNKÜ İSTANBULDA KAR MEVSİMİYDİ
BİZİM SEVDAMIZDA KARLA BİTMELİYDİ
KARÇİÇEYİM KARDELENİM DERDİN
SENDE BENİM GİBİ KARDELENİ NECOK SEVERDİN
ŞİMDİ UZAKTASIN
ORAYA KARMEVSİMİ GELDİMİSENİN KALBİNDE
BUKADAR SEVDİMİ ..... SÖYLE SEVDİNMİ ......
VE BELKİDE AŞK CİDDİ BİR AKIL HASTALIĞIDIR
Biliyorsun ben hangi şehirdeysem yalnızlığın başkenti orası dır.
Aylardır sessiz kalmaktan yoruldumu
Kendi kendimle konuşmaktan delirdimi düşünüyordum
Ama yalnızlığımsım sıkı sarıldıgım
elinden tutup gezmeye çıkardıgım yalnızlıgım
Beni bu kadar korkutmuyordu.
fonda durup suyun akışını izlerken
Bilinmeyen bir kenttemutlak aşkı bulacağıma inanmak
Yalnızlığımı dindirmiyordu
Cünkü biliyordum Aşk'ı arayan herkes
Buldugunda daha cok yalnızdır
Sonra sevmek hep tek kişilik oynanır
Fuzuliye yada aragona gülsekte gecemiyorduk onlardan
Tam koklayacakken saga sola savrulan bir çiçek
Büyülü bir yüzsük
Bbelki üç harfin tesadüfen gelmesiydi Aşk
Yada kaldırımlara oturup yazılan şiirler
Ve belkiderenkleri unutan
Denizsiz kentin martısıyla karganın öyküsü
Dekorlara duvarlara çarpsam iyiya
Oyunun en olmadık yerinde sevdalara takılıp
Yine düştüm sahneden
Yaralarıma ne zaman iyi gelir şimdi
Ne yanıtlardankorktuğum için
Sana soramadığım sorulardan vaz geçmek
Nede anlamak içinkendimi yeniden
O caddedelerin kaldırımına atmak...
Kafamı avucumun içinde ezip
Öylece dolaşmak istiyorum
Ne zamana kadar?
Nereye kadar?
Beynimin bütün kıvrımlarında bir it gini dolanan
Yalnız başına yaşamak korkusu niye...?
Anılara şahitlik eden eşyalarla başbaşa kalmaktan
Yılların yükünü tek başıma taşıyamayacağımdan
Niçin bu kadar çok kortuğumu?
Niye her ayrılıkta bir bahar temizliği istiyor "içim"
"Şimdi yüreğim"
Seni güneşe çıkarmak neye yarar
Ömür nasıl geçer istasyonlardan yada istasyonlarda
Elimle yüreğimi bastırmaktan nasıl kurtulmalı?
Ölüm yüzümü kanat sesleriyle gizlerken
"Alışkanlık nasılda sinsice yerleşti yüreğimize"
Ne dersin ?
Kahrolası şehirlerde biraz daha mı yoraçağım yüreyimi?
Aşk sevgi zamanla öğrenilirmi?
Öğrenilirse ve aşık olmak divane olmakla aynıysa
Delilik öğretilen her şe ye dil çıkarmaz mı?
Ah.!bir el kitabı AŞK içinnn...!!
Heryerdereyhan kokusu....
Onca anıdan verilmiş sözlerden
Bir gece iki şarap ve kadehler mi kaldı?
Bir bilsen bende neler bıraktın......
Sonra bir yaprak ne hisseder yere düşerken.?
Åžimdi "uyusam"......
Ve zaman cok cok daha hızlı akıp geçse
Ben o suyla okyanusa karışsam
Erisem
Cok olsam
Cok..
Biri beni delirten bu soruları benden alsa
Birazcık okşasa hüznümü ..
BU SEN OLSAN.......
VE BEN
VE BEN kaldıkmı yinebaş başa
Bir sevdanın arkasından yine yandıkmı?
VE BEN senitanıyom biyerden
Nedir o elinde sakladıgın
Kırık umutlarınmı?
Saklamabenden kaç sevdaya daldık
Kaç kere yandık yıkıldık!!
Ne olcak şimdi?aşkındayok
Yasla başını avuçlarıma sıkılma ağla!
Kimseye sölemem ağladığını
Silerim göz yaşlarımı VE BEN tanıyorum seni biyerden
Anlat anlarım sorgulamadan yargılamadan.
yasaktao günahta olasa ....AŞK..tı yaşanan
YAŞAMIN TERSİ
Yasamin en tatsiz tarafi sona eris seklidir.Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.Nasil mi ? Cami'de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.Herkes etrafinizda, büyük br itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir.Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.Dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz. Ne >>>güzel, hazir maas, hazir ev... Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur içinde yasiyorsunuz. Sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz.. ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe divan...Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor. Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz. Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün patron size artik Üniversiteye &n bsp; gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya çikmis, 'fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..." Keyfe bakarmisiniz ? Okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem basliyor. Partiler, Diskotekler,Kizlarin sayisi artiyor. Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik...Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar...Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz. Derken Anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor. Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir. Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sicacik, yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz. Kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz. Ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile hayatiniz bitiyor....
CAN YÜCEL
Çoook çok eskiden, yeÅŸil bir vadinin içinde
bir ırmak kıyısında kurulu bir köy varmış,
taa dünyanın öbür ucunda.
Çok eski dedik ya,
o zamanlar gündüzleri pek güneÅŸli geçermiÅŸ,
yaÄŸmur yaÄŸmadıkça.
Geceleri hep yıldızlı olurmuÅŸ, bulutlar olmadıkça.
Köy sakinleri tarımla uÄŸraşırlarmış,
hayvanlar avlarlarmış, uçsuz bucaksız arazilerinden.
Sularını, kaynağı çok uzakta olan köylerinin içinden geçen,
ırmaktan alırlarmış.
Köyde herkes birbirini sever, sayarmış.
Köyde bir tek kiÅŸinin kalbinde öyle büyük bir sevgi
varmış ki, bütün köyünküne bedelmiÅŸ.
Dolun'un İntera'ya olan aşkıymış bu.
Kız, Dolun'u bilirmiş de tanımazmış yakından.
Dolun dayanamamış, bir gün gitmiÅŸ kızın yanına,
sormuş İntera'ya onunla evlenip evlenmeyeceğini.
İntera demiş ki Dolun'a: "Evlenirim evlenmeye ama
benim isteyenim çoktur, her gelen kiÅŸiden
aynı şeyi ister benim babam. Ancak babamın
bu isteÄŸini yerine getiren benimle evlenir."
Dolun şaşırmış. "Sensin benim kalbimin sahibi."
diyerek baÅŸlamış sözüne "Senin dileÄŸin benim için bir
emirdir, söyle isteÄŸini hemen yapayım." demiÅŸ aÅŸkına.
İntera demiÅŸ ki; "Bir çiçek vardır;
yaprakları gümüÅŸten tomurcukları elmastan,
onu ister babam, benle evlenmek isteyenden".
Dolun, "Bekle beni" demiş İntera'ya,"Hemen
gidip getireyim o çiçeÄŸi ama nerededir yeri?"
İntera parmağıyla göstermiÅŸ akan ırmağı;
"işte bu ırmağın kaynağındadır der babam,
kırk gün yürümek gerekirmiÅŸ oraya varmak için
ama bir giden bir daha gelmedi ÅŸimdiye dek çünkü
oralar büyülüym&u uml;ÅŸ derler, giden geri gelmezmiÅŸ
çünkü, buralardan çok daha güzelmiÅŸ oralar."
Dolun; "Senden daha güzel ne olabilir ki,
bu dünyada?" demiÅŸ İntera'ya "DöneceÄŸim o çiçekle,
döneceÄŸim çünkü; seviyorum seni çünkü; sensiz
anlamı olmaz benim için o güzelliÄŸin."
Dolun çıkmış yola sonra.
Kırk gün yürümüÅŸ ırmağın yanından. Hep
ne kadar sevdiÄŸini düÅŸünmüÅŸ İntera'yı yol boyunca.
Aklındaki İntera'ymış, tek amacı ise; o çiçek.
Kırkıncı gün kalkmış Dolun sabah erkenden,
yüzünü yıkamış ırmaktan,
anlamış çok yaklaÅŸtığını kaynağına
ırmağın suyunun serinliğinden.
Devam etmiş yoluna sonra. Biraz sonra varmış
kaynaÄŸa, bütün yeÅŸilliklerle çevrili bir göl varmış
kaynakta, gölün ortasında bir adacık,
adacığın üstünde de o çiçek duruyormuÅŸ.
Anlamış İntera'nın anlattığı çiçek olduÄŸunu, güzelliÄŸinden.
Yüzmeye baÅŸlamış adaya doÄŸru hemen.
Adaya çıkınca karşısında bir adam belirmiÅŸ Dolun'un.
Adam Dolun'a; "Her gülün bir dikeni, koruyucusu
olduÄŸu gibi, bende bu çiçeÄŸin koruyucusuyum, eÄŸer
almaya geldiysen; ben Salut, izin vermem buna" demiÅŸ.
Dolun şaşkın ve de kararlı bir tonla
"Ben o çiçeÄŸi alacağım sonra aÅŸkıma kavuÅŸacağım."
demiÅŸ. "Hiç bir ÅŸey beni kararımdan çeviremez."
"O zaman beni biraz dinleyeceksin" demiÅŸ Salut...
"Sana neden koparmaman gerektiğini anlatacağım
eÄŸer, hâlâ ikna olmazsan o zaman izin veririm
almana." Dolun ikna olmuÅŸ ve çökmüÅŸ
yoncaların üstüne, baÅŸlamış dinlemeye...
"EÄŸer, bir ÅŸeyi çok fazla istersen
ve engelin yoksa önünde onu alırsın.
Hayat da böyledir, insan engelleri aÅŸarsa
yaÅŸamına devam edebilir. Bu çiçek de
sadece yaÅŸam için bir ÅŸeyler yapacaksan
engelleri kaldırır önünden çünkü; onun da bir görevi
var. Bu çiçek, sadece 28 gecede bir açar
yapraklarını ve döker parlayan tohumlarını göle,
bu sayede buradaki sular yükselir ve
ırmaktan taşar gider zamanla. Bu ırmak sayesinde
yaÅŸar bu doÄŸadaki yeÅŸillikler, insanlar, hayvanlar."
demiÅŸ Salut. Dolun baÅŸlamış düÅŸünmeye
eÄŸer, çiçeÄŸi koparırsa kavuÅŸacaktır sevdiÄŸine
ama kuruyacaktır ırmakları bunun yanında.
Sonunda çiçeÄŸin başına çöker kalır Dolun.
GümüÅŸ yapraklarında kendini görür Dolun, çiçeÄŸin.
Yanında İntera vardır ama niye mutsuzdur ikisi de.
Aslında kalbindeki tek endiÅŸeyi görür Dolun.
Zaman geçtikçe Dolun'un düÅŸünceleri
yoÄŸunlaşır kafasında. MutsuzluÄŸunu düÅŸünür,
çiçeksiz, İntera'sız bir yaÅŸam düÅŸünür.
Koparamaz çiçeÄŸi günlerce Dolun,
artık yaşamaktan zevk almaz şekilde sadece
aÅŸkını düÅŸünerek beklemeye baÅŸlar olacakları.
Bir gece çiçek tohumlarını bırakırken göle
bir tomurcuk da Dolun'un
sertleÅŸmiÅŸ kalbinin üstüne düÅŸmüÅŸ,
aniden Dolun kalbindeki aşkının
büyüklüÄŸ& uuml; kadar kocaman bir taÅŸa dönmüÅŸ,
taÅŸ o kadar büyükmüÅŸ ki, dünyaya sığmamış,
gökyüzüne yükselmiÅŸ ve Dünya ile dönmeye baÅŸlamış.
Böylece Ay olmuÅŸ Dolun'un kalbi Dünya'ya.
O günden sonra sadece 28 gecede bir göstermiÅŸ
Dolun kalbinin tüm yüzünü,
aÅŸkının bütün parıltısını diÄŸerlerine.
Sadece o gecelerde aydınlatmış Dünya'yı
aynı çiçek gibi...
![]() |
BABAMI İSTİYORUM
|
![]()

İKİ SİMGE
YaÅŸlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuÅŸ, az ötede
birbiriyle boÄŸuÅŸup duran iki kurt köpeÄŸini izliyorlardı. Köpeklerden
biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli
o köpekler dedesinin kulübesi önünde boÄŸuÅŸup duruyorlardı.
Dedesinin sürekli göz önünde tuttuÄŸu, yanından ayırmadığı iki iri kurt
köpeÄŸiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeÄŸin yeterli olduÄŸunu
düÅŸünüyor , dedesinin ikinci köpeÄŸe neden ihtiyacı olduÄŸunu ve renklerinin
neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla,
sordu dedesine: YaÅŸlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
- "Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat."
- "Neyin simgesi" diye sordu çocuk.
- "İyilik ile kötülüÄŸ&u uml;n simgesi. Aynen ÅŸu gördüÄŸün köpekler gibi, iyilik
ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe
ben hep bunu düÅŸünür&u uml;m. Onun için yanımda tutarım onları.
Çocuk, sözün burasında; 'mücadele varsa, kazananı da olmalı' diye
düÅŸündü ve her çocuÄŸa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
- "Peki" dedi. "Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
- "Hangisi mi evlat?
Ben, hangisini daha iyi beslersem!"
![]()

YAÅžADIÄžINIZ HER GÜN ÖZELDİR ! EniÅŸtem; kızkardeÅŸimin tuvaletinin en alt gözünü açtı ve (LOS ANGELES TİMES YAZARLARINDAN ANN WELLS'İN YAZISI
|
İNSANLIĞA DAİR
HÄ°Ç HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI ?
|
ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaÅŸ olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaÅŸlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuÅŸtur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeÄŸe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeÄŸe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düÅŸünmeye baÅŸlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın deÄŸildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düÅŸer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuÅŸ, çehresi sararmıştır çiçeÄŸin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeÄŸin, yardımcı olmak için sevdiÄŸine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeÄŸi. Sonra ÅŸöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birÅŸey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, ÅŸöyle bir
bakar suya ve der ki: "ÇiçeÄ Ÿin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
ünün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaÅŸ olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaÅŸlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuÅŸtur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeÄŸe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeÄŸe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düÅŸünmeye baÅŸlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın deÄŸildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düÅŸer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuÅŸ, çehresi sararmıştır çiçeÄŸin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeÄŸin, yardımcı olmak için sevdiÄŸine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeÄŸi. Sonra ÅŸöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birÅŸey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, ÅŸöyle bir
bakar suya ve der ki: "ÇiçeÄ Ÿin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
Genç ve baÅŸarılı bir yönetici, yeni Jaguar'ıyla bir mahalleden
hızlı bir ÅŸekilde geçiyordu. ParketmiÅŸ arabaların arasından yola
aniden çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir ÅŸey
gördüÄŸün& uuml; sanarak yavaÅŸladı. Arabayla caddeden yavasça geçerken
hiç bir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına bir tuÄŸla atıldığını
farketti. Aniden arabasını durdurarak tuÄŸlanın fırlatıldığı yere geri döndü.
Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuÄŸu tuttu ve onu parketmiÅŸ
bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; "Bunu neden yaptın?
Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?" İyice sinirlenerek devam
etti: "Bu yeni bir araba ve atmış olduÄŸun bu tuÄŸla bana çok pahalıya
malolacak. Bunu neden yaptın?" Çocuk yalvararak cevap verdi:
"Lütfen efendim. Çok üzgünüm ama baÅŸka ne yapabilirdim bilmiyordum.
Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı" Parketmiş bir arabanın
arkasına iÅŸaret ederken çocuÄŸun gözyaÅŸları çenesine süzülüyord u.
"Kardeşim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli
sandalyesinden düÅŸtü, ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli
sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için
çok ağır." Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici,
bogazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki
genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu. Mendiliyle, çizik
ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti.
Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek "teÅŸekkür ederim efendim, Tanrı
sizden razı olsun" dedi. Genç yönetici, küçük çocuÄŸun, aÄŸabeyini
kaldırımdan evine doÄŸru götürmesini izledi. BulunduÄŸu yerden arabasına
geri dönmesi oldukça uzun sürmüÅŸtü. Uzun ve yavaÅŸ bir yürüyüÅŸt& uuml;.
Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluÅŸan çöküÄŸ&u uml;,
hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı
yaÅŸamaması gerektiÄŸini hatırlatması için öylece bıraktı.
Tanrı, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazan,
dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size
bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin.
Tercihi siz yapın...
Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya
daha fazla dayanamamaya baÅŸlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere,
kalp nakli için ilân vermiÅŸlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...
Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı.![]()
Yine yalnızdı odasında, gözü yaÅŸlı, boynu bükük ölümü bekliyordu...
Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yine de
engel olamadı pınar gibi çaÄŸlayan gözyaÅŸlarına. SevdiÄŸi geldi aklına,
fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı ÅŸeyleri düÅŸünüyor ,
anıları bir film ÅŸeridi gibi gözünün önünden geçiyordu... ![]()
"Param yok ama sana verebileceÄŸim sevgi dolu bir kalbim var" demiÅŸti
delikanlı... Genç kızda zaten baÅŸka birÅŸey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri,
sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı işte,
dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiÅŸ,
onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediÄŸi zamanlara gelmiÅŸlerdi...
Ne önemi vardı artık? Åžu son günlerinde, sevdiÄŸi yanında olsa yeterdi...![]()
Ayrılıklarından bu yana beÅŸ bitmeyen, çile dolu yıl geçmiÅŸti...Her günü zehir,
her günü hüsran... Ama genç kız hep sevgisini yüreÄŸinde taşımış, kalbini
kimseyle paylaÅŸmamıştı. SevdiÄŸini düÅŸündü iÅŸte o an.. Acaba o neler yapmıştı
bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiÅŸ, çoluk çocuÄŸa karışmıştı...
Gözlerinden bir damla yaÅŸ daha damladı kurumuÅŸ, bitmiÅŸ ellerine. Ellerine baktı,
bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuÄŸunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini
seyrederdi... En çok da saçlarının dökülmesine üzülüyordu . Çünkü sevdiÄŸi öpmüÅŸ,
koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu.
Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa,
kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaÅŸama... Zaten artık ölüm umrunda
deÄŸildi genç kızın. SevdiÄŸinden ayrı yaÅŸamanın ölümden ne farkı vardı ki...![]()
Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa
yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık...
Gözleri pınar gibi çaÄŸlamaya baÅŸladı. SevdiÄŸini son bir kez göremeden ölmek
istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek
istemiyordu... SevdiÄŸi, kimbilir kiminle beraberdi? Kendi, sevgi dolu kalbini kimseyle
paylaÅŸmayı düÅŸünmemiÅŸti bile ama acaba o paylaÅŸmış mıydı? Onun sevgisini
silmiÅŸ atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir
ağırlık çöktü. Onu düÅŸündük& ccedil;e her dakikasının zehir olması artık çok daha
ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaÅŸamak istemiyordu bu dünyada...
Ama sevdiÄŸinden bir hatıra almadan ölmeyeceÄŸine and içmiÅŸti.![]()
Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiÄŸi onu unutmuÅŸtu.. Bu düÅŸünceler
içinde daldı... Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü
bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı...
Bir meleÄŸi andıran masum yüzü, sevdiÄŸinin özleminden sırılsıklamdı...![]()
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve
görevini yerine getirmeyen kalbi deÄŸiÅŸtirilmiÅŸti. Bir hafta sonra tekrar gözlerini
açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir ÅŸeyler eksikti...![]()
Aradan aylar geçmiÅŸ genç kız artık iyice iyileÅŸmiÅŸti. Ama içindeki burukluÄŸu bir
türlü atamıyordu. SevdiÄŸi aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu...
Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya baÅŸlamıştı.
Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu
uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya baÅŸlıyordu...
Genç kız bir anlam veremediÄŸi bu durumu doktora anlatmıştı ama
ameliyatı kolay deÄŸildi, bir aya kalmadan geçer demiÅŸti doktor.![]()
Aylar geçmiÅŸti ama hâlâ aynıydı durum. Çiçeklerini n yanına gitti. Her gün
onlarla saatlerce dertleÅŸiyor, zaman zaman aÄŸlıyordu onlara.. En çok kan
kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi.
O da genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber aÄŸlıyordu. Onu sevdiÄŸi gibi
görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiÄŸini ilk gördüÄŸünd e ona hediye edeceÄŸine
dair yemin etmiÅŸti. BaÅŸka türlü paylaÅŸamazdı gülünü kimseyle...![]()
Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa iliÅŸti.
YavaÅŸça eÄŸilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya baÅŸladı. Ne
olduÄŸunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı.
Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı
atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı.
Yıllar yılı özlemini çektiÄŸi, yanında olabilmek için canını bile verebileceÄŸi
sevdiÄŸinin kokusu vardı mektupta... Başı dönmeye baÅŸladı. KoltuÄŸuna geçip
oturdu yavaÅŸça... Kağıdı açtı ve elleri titreyerek okumaya baÅŸladı.![]()
"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını
bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim... Her
günüm diÄŸerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin daha da artıyordu...
Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da
hüzünlüyd& uuml;. Yazdım, okudum, aÄŸladım... Her gün yazdım, her gün okudum, senelerce
aÄŸladım... Her gece seni düÅŸündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında
olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime,
sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün her ÅŸeyi deÄŸiÅŸtirecek
bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı deÄŸerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim.
Ve deÄŸerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye...
Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık...
Senden çok uzaklardayım belki ama yine de seni görmek için uzaklardan
gelebiliyorum. Hem de her gece...Seni seviyor, seyrediyor ve eÄŸilip sen uyurken
yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiÄŸimi
bildiÄŸini sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi
sevmemizin altıncı senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarın da
sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiÄŸim, kalbime iyi bak
olur mu? Çünkü göz yaÅŸlarımla, adını yazdım ona... Seni senden bile çok seven bir
sevgi var kalbinin içinde unutma. Kırmızı gülü de unutma olur mu?
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadar da Seveceğim...
SEVGİLİN