Engüzel Sevgi Hikayeleri


02.14.07 (4:58 pm)   [edit]

05.26.06 (7:01 am)   [edit]

YAÅžAMIN YANKISI

..........Bir adam ve oÄŸlu ormanda yürüyüÅŸ yapıyorlar.Birden genç takılıp düÅŸüyor ve canı yandığı için "ah!"diye haykırıyor.İleriki dağın tepesinden "ah!" diye bir ses duyuluyor ve ÅŸaşırıyor.Merak ediyor ve "sen kimsin?" diye bağırıyor.Aldığı cevap "sen kimsin?" oluyor.Aldığı cevap "sen kimsin?" oluyor.DaÄŸdan gelen ses "sen bir korkaksın" diye cevap veriyor. Bunun üzerine genç babasına dönüp "baba ne oluyor böyle ?" diye soruyor. "oÄŸlum" der adam dinle ve öÄŸren! DaÄŸa dönüp "sana hayranım" diye bağırıyor.Gelen cevap " sana hayranım " oluyor. Baba tekrar bağırıyor, "sen muhteÅŸemsin!" oluyor. OÄŸlan çok ÅŸaşırıyor ama halen ne olduÄŸunu anlamıyor.Baba açıklamasını yapuyor:OÄŸlum insanlar buna "Yankı" derler, ama aslında bu "YaÅŸamdır." YaÅŸam daima sana senin verdiklerini geri verir, yaÅŸam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediÄŸin zaman daha çok sev! Daha fazla ÅŸefkat istediÄŸin zaman daha ÅŸefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öÄŸren! Bu kural yaÅŸamımızın bir parçasıdır, herkes için geçerlidir. YaÅŸam bir tesadüf deÄŸil, yaptıklarınızın aynada yansımasıdır.
05.25.06 (7:18 am)   [edit]

AYRILIK

O KADAR DA ÖNEMLİ DEĞİLDİR BIRAKIP GİTMELER,ARKALARINDA DOLDURULMASI MÜMKÜN OLMAYAN BOŞLUKLAR BIRAKILMASAYDI EĞER... DAYANILMASI O KADAR DA ZOR DEĞİLDİR,BÜYÜK AYRILIKLAR BİLE EN GÜZEL YERDE BAŞLATILSAYDI EĞER... UTANILACAK BİR ŞEY DEĞİLDİR AĞLAMAK, YÜREKTEN ÜZÜLÜP GELİYORSA GÖZYAŞI EĞER... YÜZ KIZARTICI BİR SUÇ DEĞİLDİR HIRSIZLIK, ÇALINAN BİRİNİN KALBİYSE EĞER... KORKUCULACAK BİR YANI YOKTUR AŞKLARIN,İNSAN BÜTÜN DERİLERDEN SOYUNABİLSEYDİ EĞER... O KADAR DA YÜREK BURKMAZDI ALIŞILMAZ BİR SES, HİÇBİR ZAMAN DUYULMASAYDI EĞER... DAHA ÇABUK UNUTURDU BELKİ SU SIZDIRMAYAN SARILMALAR, KARA SEVDEYLA SARIP SARMALAMASALARDI EĞER... BELİRSİZLİĞE YELKEN AÇARDI İRİ ELA GÖZLER, ZAMANLA ÖYLESİNE DELİCE BAKMASALARDI EĞER... ÇABUK UNUTULURDU ISLAK Bİ ÖPÜCÜĞÜN YAKICI TADI, BELKİDE KALP GÖĞÜS KAFESİNE O KADARDA YÜKLENMESEYDİ EĞER... YERİNİ BAŞKA ŞEYLER ALABİLİRDİ UZUN GECE SOHBETLERİNİN SON SİGARA PAYLAŞILMASAYDI EĞER... DÜŞLERE BİLE KAR YAĞMAZDI,HİÇBİR ZAMAN, MEYDAN SAVAŞLARINDA KORKULAR AŞKI AĞIR YARALAMASAYDI EĞER... SU GİBİ AKIP GEÇERDİ HİÇ GEÇMEYECEKMİŞ GİBİ DURAN ZAMAN, BEKLEMEYE DEĞECEK OLAN GELECEKSE SONUNDA EĞER... RENGİ BİLE SOLARDI DÜŞLERDEKİ SAÇLARIN ZAMANLA, TANIMSIZ KOKULARI YASTIKTA YAPIŞIP KALMASAYDI EĞER... O BÜYÜK , O GÖRKEMLİ, ÖLÜM BİLE ANLAMINI YİTİRDİ, YAŞANILMASI HERŞEY YAŞANMIŞ OLSAYDI EĞER... O KADAR DA ÇEKİLMEZ OLMAZDI YANLIZLIKLAR, SON UMUT IŞIĞI DA SÖNMEMİŞ OLSAYDI EĞER... BU KADAR DA ISITILMAZDI BELKİ DE BAHAR GÜNEŞLERİ, HER KAYBEDİŞİN ARDINDAN HAYAT YENİDEN BAŞLAMASAYDI EĞER... KAHVALTIDAN ÖNCE SİGARAYA SARILMAK ŞART OLMAZDI BELKİ DE, DEV BİR ÖZLEM DALGASI MEYDAN OKUMASAYDI EĞER... ANILAR KALIRDI BELKİ DE ZAMANLA İNCE BEL, NAMUSSUZ ÇAY BİLE İNCE BELLİ BARDAKTAN VERİLMESEYDİ EĞER... UYKUSUZLUKLAR YAKIP GEÇMEZDİ, KISACIK KESTİRMELERİN ARDINDAN, DOKUNULASI İPEKTEN BİR O KADAR UZAKTA OLMASAYDI EĞER... ISSIZ BİR YUVA BİLE CENNETE DÖNÜŞEBİLİRDİ BELKİDE SICAK BİR GÜLÜŞLE ISITILMASAYDI EĞER... YOKSUL DÜŞMEZDİ YILLANMIŞ ŞARAP TADINDAKİ ŞİİRLER, BÖYLESİNE KULAĞINA OKUNACAK BİRİ OLMASAYDI EĞER... İNANMAK MÜMKÜN OLMAZDI HER AŞKIN BAĞRINDA BİR AYRILIK GİZLENDİĞİNE BELKİ DE KARTVİZİTİNDE "ONCA AYRILIĞIN BİRİNCİ DERECEDEN FAİLİDİR" DENMESEYDİ EĞER... GERÇEKTEN BOYNUNU BÜKMEZDİ PAPATYALAR, İHANETİNDEN ONLARDA ATNI PAYINI ALMASAYDI EĞER... ISIZLIĞA TESLİM OLMAZDI SAHİLLER KENDİ BELİRSİZ SAHİLLERİNDE, AMAÇSIZ GEZİNTİLERLE AVUNMAYA KALKMAMIŞ OLSAYDI EĞER... SEN GİTİKTEN SONRA YANLIZ KALACAĞIM, YANLIZ KALMAKTAN KORKMUYORUM DA, YA CANIM ELLERİNİ TUTMAK İSTERSE... EVET SEVGİLİ , KİM ÖZLERDİ AVUÇ İÇLERİNİN TER KOKUSUNU, KİM UZANMAK İSTERDİ İNCE PARMAKLARINA, MAZİLERİNDE GÖRKEMLİBİR YAŞANMIŞLIĞA TANIKLIK ETMİŞ OLMASALARDI EĞER...
05.19.06 (12:17 pm)   [edit]

BANA BİRAZ GÜLERMİSİN

Merhaba gülen gözlü arkadaşım! Dudağındaki tebessümü kaybetmemiÅŸsin daha. Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin gibi. Biliyorum, üzülüyorsu n donuk gözlerle karşılaşınca... Ne yapalım arkadaşım! Herkes senin gibi olamaz... Aslında bütün insanlar senin gibi olmalı. Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini. Bir çocuÄŸun gözlerindeki ışıltıyı, bir tebessümle nasıl görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler... Gülen gözlerin buzları nasıl erittiÄŸini, kalpleri nasıl birleÅŸtirdiÄŸini bilseler, eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım sıkıntılarla dolu bir insana, nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları nasıl erittiÄŸini, kalpleri nasıl birleÅŸtirdiÄŸini bilseler, eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi. Sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım. Saf ve hiç beklentisi olmayan bir çocuk gibi... Hayır arkadaşım! Sevgi,sadece sevgiliye duyulmaz. Sevgi evrenseldir Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu, Onun yeri kalplerdedir Onun yeri bir bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için... Evet,sevgi her yerdedir Yeter ki sen onu bulmak iste. Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmekte. Unutma arkadaşım! Sevgiyi duyabilmekle de is bitmiyor. Sevgiyi göstermek de gerekiyor. Hayat kısa arkadaşım, bugün olan yarin yok! Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarin çok geç olabilir. Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmeli. Simdi koÅŸ sevdiÄŸinin yanına.. Önce ona gülen gözlerle sımsıcak bir gülümse ve "seni seviyorum" deyiver, içinden gelen en sıcak sesinle Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor deÄŸil.. Bu yalnızca, yüreÄŸinin buz kapladığını zanneden insanlara biraz zor gelecekte. Ama onlar da senin gösterdiÄŸin cesareti gösterdiklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve aÄŸlamayı öÄŸrendiklerinde, inan her ÅŸey onlar için ve bütün insanlar için daha güzel olacak. Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hiç bir ÅŸey kırılan kalplere deÄŸmez
05.16.06 (4:47 am)   [edit]

DOST OLALIM GÖNLÜMÜZCE


Olmasa da olur dediÄŸimiz insanlarla doludur hayatımız; tanıştığımız, selamlaÅŸtığımız; klasik cümlelerle iletiÅŸim kurduÄŸumuz, yanıtlarını merak etmediÄŸimiz sorular
sorduÄŸumuz...

İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan? Hayır, hiç sanmıyorum.

Gönülde biter her ÅŸey; akla yararlı gelse de samimi bir iliÅŸki, gönlün hayır dediÄŸine ısınmak mümkün olmaz.

İster dünyanın en yakışıklısı, ister en güzeli olsun; ister en zengini, ister en komiÄŸi; ne yapsa nafile; yüreÄŸine ulaÅŸamaz.

BaÅŸkası için özel olan, senin gözünde dünyanın en sıradan insanıdır ve ... yüzüne bakmaz kimisi vazgeçemediÄŸim dediÄŸinin...

Gönlümüzd& uuml;r hükümdar; kime ne paye vereceÄŸini o belirler.

Kimine “dost”, “yar”, kimine “tanıdık”, “arkadaÅŸ” deyip, çıkar iÅŸin içinden...

Özünde iyi olduÄŸuna inansam da insanların, herkesi sevemem onun yüzünden...

Hem, kalabalıktan da hoşlanmaz zaten; sevginin, sevdiklerinin hakkını vermek ister.

Sonuçta, sevmek büyük bir sorumluluktur; emek vermek gerekir, ilgilenmek...

SevdiÄŸim her insanın yaÅŸamına bir anlam katmalıyım; zorlu ve vazgeçilmez bir serüven olmalı; dost dediÄŸim insanlarla aynı zaman dilimini paylaÅŸmak!

Hani, bilirsiniz iÅŸte! Dostlar vardır çiçek gibi; koklar koklamaz alır götürür bütün yüklerinizi...

Evsizseniz ya da odun kömür bulamıyorsanız yakmaya; uzundur kış geceleri...

Dostlar vardır soba gibi; yüreÄŸindeki ateÅŸle ısıtır ellerinizi...
Dostlar vardır; fırtınada sığınak, güneÅŸte gölge; yanarken buz gibi su dökmez üstünüze; aksine, harlandırır ateÅŸi; bilir ki, yanmayanı hiçbir ÅŸey söndüremez.
Dostlar vardır, yıldız gibi; hava kapalıyken bile, kapkara bulutların bekçisidir gökyüzünde ...
Dostlar vardır, arada bir uÄŸrayıp alt üst eder yaÅŸamınızı; dili zehir zemberek, bakışları keskindir.
Dostlar vardır gül gibi; sarılırken yaralanmayı göze almanız gerekir. Hani, kiminin yoluna halı sersen kar etmez; dostlar vardır, minder de kafi gelir; sen olursan fark etmez.
Dostlar vardır; rakısız çözülmez dili, muhabbeti çekilmez; dostlar vardır, efkarının sebebi bir bardak demli çaydır.
Dostlar vardır, omzu her derde devadır.
Dostlar vardır, iyi bir öÄŸretmen gibi, nasıl sorulacağını öÄŸretir.
Dostlar vardır dağ gibi vakur; toprak kadar bereketli, mert...
Dostlar vardır; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi; ÅŸiir kadar büyük...
Dostlar vardır türkü gibi; her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır sevdasını; yangınını bulaÅŸtırır bir gönülden diÄŸerine...
Dostlar vardır baki; tanıştığın gün doÄŸar, yittiÄŸi gün ölürsün! Zamana ve darbelere; yollara ve hasretlere dirençli...
Dostlar vardır, közde mısır, kadehte ÅŸarap; ateÅŸte yanmanın da, ÅŸarapla sönmenin de tadı damağındadır.
Dostlar vardır; yüreÄŸine kök salmış bir çınardır; hiçbir ÅŸey deviremez; gönülden gönüle kurulmuÅŸtur köprüler; ne yaÅŸansa atılamaz!
Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz...
Dostluklar vardır, erken dolar vadesi; dostluklar vardır, devam eder ahrette!

İşte böyle dostlardır; her ÅŸeye lanet ettiÄŸin günlerde bile, yaÅŸamını güzel kılan...

Gönül, her yerde onları arar.

Ve bulduÄŸunda haber gönderir bize; bir sıcaklık yayılır yüreÄŸimize; bunda bir iÅŸ var deriz, takılırız peÅŸine...



Dost olalım gönlümüzle !

05.13.06 (9:38 am)   [edit]

ÖYLE BİRİNİ TANIYORMUSUNUZ?

Sizi sizin kadar tanıyan biri;

sizi düÅŸünen, düÅŸünmeyi öÄŸrenmiÅŸ,

sakin, uslu, efendi, oturmayı kalkmayı bilen,

sevmeden edemediÄŸiniz biri;

size sizi anlatmayı herÅŸeyden çok seven,

sizin için çok ÅŸey baÅŸarmaya hazır biri;

bazen biraz fazla konuÅŸtuÄŸundan yakındığınız ama ne söylediÄŸini

bildiÄŸinden hep emin olduÄŸunuz,

sizi tanıdığı kadar kendini ve hayatı tanıyan biri;

yalnızca eÅŸinize anlatabildiÄŸiniz sırlarınızı anlatmaktaN çekinmediginiz,

bazen düÅŸüncesine ÅŸiddetle ihtiyaç duyduÄŸunuz biri;

sabahın üçünde "ayıp olur mu" diye endiÅŸelenmeden arayabildiÄŸiniz


ve


üçüne beÅŸine bakmadan size duymanız gerekenleri söyleyen,

gecenin o karanlığında kalkıp ışığı yakan,

masasının başına geçen biri;

kaleminiz, kağıdınız,

aynanız, saatiniz, kravatınız olan,

bazen gölgeniz olan biri;

ve

bazen vicdanımız,

bazen de uykusuz bıraktıgınız için,

vicdan azabınız olan biri...


Hayatınız da böyle biri ... var mı ?


Varsa,kıymetini bilin.

05.11.06 (9:36 am)   [edit]

DOSTLARINA SIRT ÇEVİRENLER

 

Paulo Coelho'nun, Seytan ve Genc Kadin adli romanindan hos bir bölüm;

..."Yollari oldukca uzunmus, yokus yukari gidiyorlarmis, gunes yakiciymis, ter icinde kalmislar, susamislar.

Bir donemecin ardinda harika bir mermer kapi gormusler; kapi, ortasinda bir cesme bulunan altin doseli bir meydana aciliyormus, cesmeden berrak bir su akiyormus.

Yolcu kapidaki bekciye donmus.

'Iyi gunler.'

'Iyi gunler,' diye yanit vermis bekci.

'Burasi harika bir yer, adi ne?'

'Burasi cennet.'

'Ne iyi, cennete gelmisiz, cunku cok susadik.'

'Iceri girip dilediginiz kadar su icebilirsiniz', demis bekci ve eliyle cesmeyi gostermis.

'Atimla kopegim de susadilar.'

'Kusura bakmayin,' demis bekci.

'Buraya hayvanlar giremez.'

Yolcu cok uzulmus, cok susamismis, ama suyu tek basina icmek istemiyormus. Bekciye tesekkur edip yoluna devam etmis. Epeyce bir sure yamac yukari gittikten sonra eski gorunumlu kucuk bir kapiya varmislar, kapi iki yani agaclikli toprak bir yola aciliyormus. Agaclardan birinin altinda, sapkasini alnina indirmis, uyur gibi yatan bir adam varmis.

'Iyi gunler,' demis yolcu

Adam basini sallamis.

'Atim, kopegim ve ben cok susadik.'

'Surada taslarin arasinda bir pinar var,' diyen adam eliyle orayi isaret etmis.'Istediginiz kadar su icebilirsiniz.'

Yolcu, ati ve kopegi pinara gidip susuzluklarini gidermisler.

Yolcu bekciye tesekkur etmis.

'Istediginiz zaman yine gelebilirsiniz,' demis bekci.

'Buranin adi ne?'

'Cennet.'

'Cennet mi? Ama mermer kapidaki bekci bana orasinin cennet oldugunu soyledi.'

'Orasi cennet degil cehennemdi.'

Yolcunun akli karismis 'Sizin adinizi kullanmalarina niye izin veriyorsunuz? Yanlis bilgi vermeleri buyuk karisikliga neden olur!'

'Hic de degil. Aslinda onlar bize buyuk bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarina sırt cevirenlerin hepsi orada kalıyor cunku.
05.09.06 (3:08 pm)   [edit]

Seyret sus ve dinle

Bir gün bir daÄŸ güneÅŸle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle aÄŸaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. GüneÅŸ pırıl pırıl ufukta tam karşısından doÄŸuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarÅŸaf gibi günü karşılıyordu.

Dedi ki, "Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneÅŸ bana gülümseyerek gün baÅŸlıyor."

Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.

Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada daÄŸ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doÄŸru yürüyor.

"İiiiiiiiihhhhhh , bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı ÅŸimdi neden bozuyor?"

Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve ÅŸöyle bir titredi.

Tepeden aÅŸağıya doÄŸru bir kaç taÅŸ hızla yuvarlanmaya baÅŸladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleÅŸti. DüÅŸen taÅŸlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de baÅŸladı denizin güzelliÄŸini seyre...

Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluÄŸunda küçük halkalar oluÅŸturuyordu.

Deniz dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

"Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa baÅŸlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluÄŸumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaÅŸamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. GüneÅŸ hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu?

Kabul et gerçeÄŸi, herÅŸey bir ÅŸeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede hergün ayrı bir ÅŸey öÄŸretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE."

DaÄŸ denize sordu:

"SEYRET, SUS ve DİNLE? O da ne demek?"

Deniz, "Bak... SeyrettiÄŸinde güzellikleri göreceksin... SustuÄŸunda kendinden baÅŸkalarının söylediklerini duyabileceksin...

DinlediÄŸindeyse onlardan öÄŸrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin..."

05.07.06 (8:11 pm)   [edit]

Arkadaş kelimesinin özü

Orta Asyada, savaşın ok ve yay ile yapıldığı
dönemlerde Türk savaÅŸçılar, arkalarından gelebilecek bir saldırıyı önlemek
için, sırtlarını önceden bu amaçla hazırlanmiÅŸ bir TAÅž'a dayarlardı.
Bu taÅŸ "ARKA-TAÅž" veya Azerbaycan'daki telaffuzuyla "ARKA-DAÅž"
olarak adlandırılırdı. Dostluk kavramının zaman içinde,insanın arkasını
yaslayabileceÄŸi ve kendisini olabilecek kötülükler den koruyacağı fikri ile
özleÅŸtirilmesi sonucu "arkadaÅŸ" kelimesi "dost"
anlamında Türkçedeki yerini buldu. Sırtınız "arka taÅŸ" sız
kalmasın..

04.30.06 (4:50 pm)   [edit]

ÜÇ FİLİTRE


Bir gün bir tanıdığı büyük filozofa rastladı ve dedi ki; "Arkadaşınla ilgili ne duyduÄŸumu biliyor musun?"

"Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrat. Bana birÅŸey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna "Üçl&uum l; Filtre Testi" deniyor.

"Üçl&uum l; Filtre?"

"DoÄŸru," diye devam etti Sokrat. Benimle arkadaşım hakkında konuÅŸmaya baÅŸlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceÄŸini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir.

Birinci filtre: "Gerçek Filtresi"

"Bana birazdan söyleyeceÄŸin ÅŸeyin tam anlamıyla gerçek olduÄŸundan emin misin?"

"Hayır," dedi adam "Aslında bunu sadece duydum ve ...

"Tamam," dedi Sokrat

"Öyleyse, sen bunun gerçekten doÄŸru olup olmadığını bilmiyorsun. Åžimdi ikinci filtreyi deneyelim,"

"İyilik Filtresini"

"Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduÄŸun ÅŸey iyi birÅŸey mi?"

"Hayır, tam tersi ..."

"Öyleyse," diye devam etti Sokrat,

"Onun hakkında bana kötü bir ÅŸey söylemek istiyorsun ve bunun doÄŸru olduÄŸundan emin deÄŸilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı."

"İşe yararlılık filtresi"

"Bana arkadaşım hakkında söyleyeceÄŸin ÅŸey benim iÅŸime yarar mı?"

"Hayır, gerçekten deÄŸil."

"İyi," diye tamamladı Sokrat,

"EÄŸer, bana söyleyeceÄŸin ÅŸey doÄŸru deÄŸilse, iyi deÄŸilse ve iÅŸe yarar, faydalı deÄŸilse bana niye söyleyesin ki?"

Bu, Sokrat'ın iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar, saygı görmesinin sebebiydi.

Yakın ve sevgili herhangi bir arkadaşınız hakkında başıboÅŸ konuÅŸmalar duyduÄŸunuz her sefer bu üç filtre testini kullanmanız sizlere hararetle tavsiye edilir.

Socrates

04.27.06 (9:05 am)   [edit]

Telefon Defteri

 
İnsan telefon defterini temize çekerken bazı isimleri eski defterinde bırakır.
Onlar artık bir daha asla aranmayacaktır. Garip bir hüznü barındıran bu silik isimlere bakılır bakılır. Kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi çok çabuk unutuverdiÄŸiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca herÅŸeyi ama herÅŸeyi paylayÅŸtığınız birisi; yada istifa ettiÄŸiniz bir yerden bir arkadaşınız! Soyadları sorulmamış bir sürü hatırlanmayan isim de vardır defterde; ve ÅŸüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları. Korkunç bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan kaldırılır.

İnsan telefon defterini temize çekerken bazı isimler üzerinde durur.
Onca zaman sonra birkez arasanız, sesini duysanız... Ona edilebilecek bir çift sözünüz yoktur! Birlikte gittiÄŸiniz filmler, meyhaneler, evler birbirinizi yıllar sonra özlemenizi saÄŸlayacak sevgiyi aşılamamıştır size. Yalnızca bir isimdir ÅŸimdi o. Temize çekerken atlarsınız hemen. Derhal çevirirsiniz sayfayı telaÅŸla, alalacele. Oh, isim geçmiÅŸte kalmıştır.

İnsan telefon defterini temize çekerken hayatını da sorgular.
Hangisi ihanet etmiÅŸtir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamaniz için; hangisinin bir süre sonra arkanızdan konuÅŸtuÄŸunu duymuÅŸsunuzdur; hangisi sizi en güzel öpmüÅŸtür; hangisi rüyalarınıza girmiÅŸtir, hangisinin ayak parmakları ilginizi çekmiÅŸtir; hangisinin burnundaki kıllar sizi aşırı rahatsız etmiÅŸtir; hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır; hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmiÅŸsinizdir; hangisinin eÅŸine siz de büyük bir aÅŸk duyup bunu acıyla gizlemiÅŸsinizdir; hangisi için sabahlara kadar içip içip aÄŸlamışsınızdır? DoÄŸrular, yanlışlar, hatalar, tutkular! Birlikte Edip Cansever okuduÄŸunuz o insanlar, solmuÅŸlardır.

İnsan telefon defterini temize çekerken yalnızlığını da kanıtlar.
Bütün bu insanlar ÅŸimdi nerede, ne yapmaktadırlar? Saat elbette dört'tür! Paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine dönmüÅŸtür . Ters dönmüÅŸüzd ür. Bu tek başınalık ve bu isim katliami aslında size ters gelir... Çalan telefona bakarsınız. Acaba? Acaba telefon defterini temize ceken bir arkadaşınızın son anda kurtarma çabası mıdır? Bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluÅŸma, belki... Bilemezsiniz.

Lütfen, ama lütfen telefon defterlerinizi kaybetmeyiniz...
04.25.06 (7:14 pm)   [edit]

ARKADAÅž

 

Savaşın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düÅŸtüÄŸün ü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateÅŸ yaÄŸmuru altındaydılar. Asker teÄŸmene koÅŸtu ve:

" Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.."

Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...

" Gitmeye deÄŸer mi?. Arkadaşın delik deÅŸik olmuÅŸ...Büyük olasılıkla ölmüÅŸtür bile.. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın.."

Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi..

" Git o zaman.." İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateÅŸ yaÄŸmuru altında arkadaşına ulaÅŸtı. Onu sırtına aldı ve koÅŸa koÅŸa döndü.. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. TeÄŸmen,kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:

" Sana değmez! Hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim.

Bu zaten ölmüÅŸ.."

" DeÄŸdi teÄŸmenim. " dedi asker..

" Nasıl deÄŸdi? dedi teÄŸmen.. Bu adam ölmüÅŸ görmüyor musun?."

" Gene de deÄŸdi komutanım.. Çünkü yanına ulaÅŸtığımda henüz saÄŸdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.."

Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı

" Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı.

" GeleceÄŸini biliyordum..."
04.24.06 (7:18 am)   [edit]

Sihirli saat ve uçan semsiyeler (ersin yardımlı)

 Bir gün Josef (kuzenim) sihirli bir saat aldı. Ve Esinlerin evine geldi.
Büyülü saatin dümesine basınca 'klik' diye bir ses çıkıyordu. Ve 'klik' diye bir ses çıkınca Esin görünmez oluyordu. Josef bir sürü kez saatinin dümesine bastı ve Esin'i görünmez yaptı ve bir sürü kez görünür yaptı. Sonra saatinin pili bitti. Josef hemen bakkala gidip pil aldı büyülü saati için. Çünkü saatinin pili bitmiÅŸti. Bakkal ona pilleri verdi. Josef de onları hemen saatine taktı. Sonra Esinlerin evine geri geldi. Saatin dümesine bastı. 'Klik' diye ses çıktı. Ama Esin görünmedi. Sonra Josef anladı ki saatine yanlış pili takmıştı. Hemen bakkala gitti. Bakkal ona baÅŸka bir pil verdi. Josef bunu taktı ve eve gidip dümeye bastığında Esin göründü ama minnacık minnacık minnacık oldu. Ama bir daha saate bastığında Esin büyüdü. Ve sonra ikisi birlikte anladılar ki Esin küçülm&u uml;yordu. Çevredeki her ÅŸey büyüyordu.
Balkon da büyüdü ve balkon dünyanın en büyük balkonu oldu. İçinde labirentler oluÅŸtu. Ve Josef, Esin'in oraya girmesini istemedi. Çünkü Esin kaybolabilirdi. Sonra yan binanın balkonuna baktılar ve oradaki ÅŸemsiyelerin döndüÄŸün& uuml; gördüler. Bütün ÅŸemsiyeler rüzgâr gülü gibi dönüyordu. O sırada Deniz (Josef'in teyzesi, benim annem olan Deniz) Josefe ÅŸemsiyelere tutunursa uçacağını söyledi. Josef de ÅŸemsiyeleri tuttu ve uçtu.
Josef ÅŸemsiyeyi tutup uçarken İngilteredeki evine gitmeye karar verdi. Bulutların hizasında uçmaya baÅŸladı. İngilteredeki evine giderken ÅŸemsiyeyi bıraktı ve bir buluta çıktı. Ve sonra bir buluttan öbürüne zıplaya zıplaya dolaÅŸmaya baÅŸladı. Ve dolaşırken Türkiye'ye giden bir uçak gördü. UçaÄŸa atladı ve içine girdi. Sonra Türkiye'de indi. O sırada herÅŸey büyüdü. Pastacıdaki pastalar da büyüdü. Ve
herşey sarı oldu.
Josef sarı oldu.
Onun saati de sarı oldu.
Esin sarı oldu.
Pastacıdaki pastalar da sarı oldu.
Herşey, herşey sarı oldu.
Sonra Josef kocaman bir dev oldu. HerÅŸey eski renklerine döndüÄŸü sırada Josef, Deniz ve Esin'i yedi.
Sonra da Josef gri minnacık minnacık minnacık bir fare oldu. O fare olurken Esin ve Deniz onun içinden çıktılar. Çünkü ikisi de bir fareye sığamazlardı.
Sonra herÅŸey fare oldu.
Bobi fare oldu.
Bütün pastalar fare oldu.
Esin de fare oldu.
HerÅŸey, herÅŸey fare oldu.
Sonra herÅŸey eski haline döndü. Josef de insan oldu yeniden. Ve öykü bitti.
04.23.06 (6:51 am)   [edit]

ÇOBANIN DOSTU KAVAL ( erhan sahin)

 Küçük yaşlarda başlamıştı kahramanımız alinin serüveni. aslına bakarsanız o daha doğmadan yazılmıştı adı bu dağlara, ovalara, ırmaklara, ağaçlara.
Babası da çobandı alinin dedeside. ali doğdğunda babası ona karlı dağların yamacından akan, kar sularının birleşerek çağladığı ırmak kenarlarındaki bir kamıştan kaval yapmıştı. o ağladığında kavalı sustururdu, o güldüğünde kavalı neşelendirirdi, tek oyuncağı bu kavaldı alinin çocukken. ali büyüdükçe sanki babasının gittiği o yüce dağların kendini çağırdını hisseder ağlardı. nihayet ilk kez babasıyla koyun sürüsünü alarak yola koyuldu küçük ali. henüz dört beş yaşlarındaydı ve oldukça da meraklıydı. sonun da ali gelmişti. dağlar kucak açtı, dereler şarkılar söylediler, ağaçlar onun için nefes alıp verdiler bütün gün. babası aliyi bir süre yalnız bıraktı. alışsın diye doğaya, buralara. artık alışmalıydı ali, bundan sonra o gelip gidecekti buralara, korkusuzca tek başına.
Ali kavalına yanına alarak kucağın da bir küçük kuzu, etrafı gezmeye, kendini çağıran bu doğayı tanıyıp kucaklamaya karar verdi. yabancısı değildi sanki buralara daha önceleri gelmiş gibi, tanıdık geliyordu ona herşey. gözleri kapalı tarif edebilirdi sorsalar. kucağından yavaşça bıraktı kuzuyu sürüye katılsın diye ve yanından bir an olsun ayırmadığı kavalını çıkardı. bir ses ona hadi söyle diyordu. durma söyle! ali biraz düşündükten sonra, çözüverdi bulmacayı. kavalını sıcacık kalbine götürerek, sen benim en sevdiğim şeysin arkadaş dedi. bana öğretirmisin seninle konuşmayı. kaval önce tek tek notalardan başladı. sonra anlattı dağları, ağaçları, ovaları, ırmakları, kuşları. konuş benimle dedi ali. kaval devam etti söylemeye türküsünü. babası aşşagıdan gelen kaval sesini duymuştu. onu düşündüren öğretmemişti aliye kavalın dilini. aslında o da biliyorduki , babasıda ona öğretmemişti. ali zamanla büyüdü. on yedi, onsekiz yaşlarında kara gözlü esmer bir yiğit oluverdi. o kavalını her ağzına götürüşünde; koyun sürüsü peşine takılır, dağları geçer, ırmakları, ovaları gezerdi. kavalı sayesinde konuşurdu hayvanlarla, doğayla. o güne kadar karşılaşmadığı ama bir gün mutlaka tanışacağı çakallar sürüsü, alinin sürüsünü sarıverdi bir anda. paniğe kapıldi çoban ali, ne yapacağını bilemedi. gözlerinde yaşlar, yüreğin de korku vardı ilk kez. sıkıca kavradı kavalını, koşarak çakal sürüsüne doğru hamle yaptı. fayda vermedi daha da zorlaştırdı olanları. kavalı dile geldi hissetmişcesine herşeyi başladı namler dökülmeye kavaldan. dağlar dinledi sallandı .ağaçlar dinledi gürledi. ırmaklar dinledi azgın bir dalga gibi çağladı. rüzgar dinledi öfkelendi .çakallar dinledi utandı yaptğından kuyruklarını sokarak bacak aralarına , sessizce uzaklaştılar. bir daha cesaret edemediler bu çobanın sürüsüne yaklaşmaya. ali anladı ki bir parçasıydı bu olanların, sonuna kadar da öğle kalacaktı. ta ki oğluna devredene kadar işini. kaval aliyi hiç bırakmadı. babasını ve diğer babalarını da bırakmadığı gibi.
04.18.06 (9:36 am)   [edit]

BİR BABA

 Bir baba... 
Bir adam geçiyor İstanbul'un caddelerinden. DüÅŸüncelerinin ağırlığından sis inmiÅŸ taa gözlerinin içine. BuÄŸulu bir camdan ne görünürse, o kadarını görebiliyor ancak! Seyircilerinin ÅŸaÅŸkın bakışlarını; önlerinden geçip gözden kaybolana kadar onu takip ettiklerini; ağızlarını bıçak açmadan bu insanın kanını donduran manzarayı görmekten utandıklarını bilmeden yürüyor. Artık tükenmiÅŸ bedeniyle, iki yana savrulan insanlık damlalarıyla yürüyor...
   Yaşı kırkı geçmez ancak ona bakanlar bir tahmin yürütse ellili, altmışlı yaÅŸlarda olduÄŸunu pek ala söyleyebilirler. İki yana sarkmış ince ve kıvrımlı yanaklar, kak kat olmuÅŸ alın ve kararmış simsiyah gözler; aÄŸlamaktan artık beyazı bile görünmez olmuÅŸ. Gözü görmüyordu dedim ya yine de o sürüyor seyyar satıcı arabasını. Yanında biri var... Belli çile onu da yaÅŸlandırmış... Åžehir içi iÅŸlek bir yolda arabayı ikisi kullanıyor, saÄŸlı sollu park etmiÅŸ arabalara sürtmeden geçmek, arkadan gelenlere çarpılmamak yanındakinin görevi, sessizce konuÅŸmadan sürüyorlar arabayı
   Zihni artık acıyı öyle iÅŸlemiÅŸ ki ne bir jest var suratında ne de baÅŸka bir ifade, öylece donuklaÅŸmış. Kasketi hafif saÄŸa eÄŸilmiÅŸ, aÄŸzında sigara; soÄŸuk havada daha da derin nefes aldığını sanırsınız, ama deÄŸil bunlar hiç mühim deÄŸil... Hiçbir ayrıntı elleri nasırlaÅŸmış adamın umurunda deÄŸil. Yanındakine bırakmış üÅŸümeyi, o arabayı sürüyor nasırlı kara ellerle. Sigarası bitti mi? Yenisini yakmak için bile bırakmıyor arabanın mafsalını tek elle yanındaki yakıyor sigarasını.
   Ç ;aresizliÄŸin ağır sorumluluÄŸunu yendiÄŸi gün, bugün ama ne dese ki! O piÅŸkin suratlı ÅŸoföre?
-O napar be hocam? Onun danası izin vermemiş, evrakım eksikmiş, getirseymiş, tamammış.
DüÅŸünceleri kesik kesik;
-Ulan ben nasıl adamım be hocam, bu kadar mı çaresizim be? Yine tuttuÄŸunu hissediyor arabanın muhafazasını, ince ince yaÄŸan yaÄŸmura aldırmadan. Son görevim bu derken hastaneden çıkıp neredeyse fark etmeden üç dört semti geçmiÅŸler. Çok zor olmuÅŸtu hastaneden çıkarmak kızı ama herhalde yer kaplamasın diye salıverdiler onları... Herhalde duyuldu da ondan mı korktular? Bu na da ÅŸükür dedi.
   Gittikl eri yere varmak üzereydiler, az kalmıştı yolun sonuna. Görmüyordu arabanın üstünü ama hissediyordu taa içinden acıyı, en derininden, en yıkıcısından, en kahredeninden. DüÅŸünmeden, düÅŸünmekten kaça kaça, ÅŸimdi vardılar kimsesizler mezarlığına. Yanlarında getirdikleri kürek ve kazmalarla önce mezarı kazacak sonra da;
-Mahallenin imamı gelir mi ki? Kim bilir bedava diye belki...
   Dü ÅŸünüyor adam, düÅŸünmekten kaçmaya çalışarak. Bir yavrusunu hiçlikten kaybetmiÅŸ, ölüsün&uum l; hastaneden zor çıkarmış, bir araç bulamayıp, arkadaşının seyyar satıcı arabasını ambülans yapmış, ait olduÄŸunu sandığı bir ÅŸehrin kabristanina götürmüÅŸ, dayanmış, dayanıyor, ÅŸimdi de gömecek...
Yanında bilmem kim? Arabanın üstünde; bir kazma bir kürek ve onlarla oynayan bir küçük oÄŸlan, bir tabut ve onun içinde ölmüÅŸ, ölmüÅŸ öldürmüÅŸ; bir küçük kız ve bir baba...

04.16.06 (9:02 am)   [edit]

KEDİ İLE İZOLASYON TESTİ :)

 Her geçen gün araba sanayiinde Japonlara yenik düÅŸen Amerikalılar bir gün araba teknolojilerini incelemek üzere Japonya'ya giderler. Fabrikayı gezerken bir köÅŸede kutular içinde kediler görürler. Merak edip bu kedilerin ne iÅŸe yaradığını sorarlar. Japonlar cevap verir:
- "Biz bu kedileri izolasyon testinde kullanıyoruz. AkÅŸam giderken her bir arabaya bir kedi koyuyoruz. Sabah geldiÄŸimizde ise arabada kedi ölüyse problem yok, eÄŸer kedi yaşıyorsa arabanın problemli olduÄŸunu anlıyoruz. Demek ki arabaya hava giriyor" diyorlar.
Amerikalılar çok ÅŸaşırıyor. Geziyi tamamlayıp ülkelerine dönerken, "Bir de Türkiye 'ye uÄŸrayalım" diyorlar. Türkiye'de bir araba fabrikasını geziyorlar. Yine bir köÅŸede kutular içinde kedileri görüyorlar. Åžaşırıyorlar. Dayanamayıp bu kedilerin ne iÅŸe yaradığını soruyorlar.
Yetkili cevap veriyor:
- "Biz bu kedileri izolasyon testinde kullanıyoruz. AkÅŸam giderken her bir arabaya bir kedi koyuyoruz. Sabah geldiÄŸimizde eÄŸer kedi arabada ise problem yok, ama kedi arabadan kaçmışsa, arabanın izolasyon problemli olduÄŸunu anlıyoruz..."

04.15.06 (1:23 pm)   [edit]

Kirpiden Dost Olurmu?

Kirpilerle (Erinaceus europaeus) insanların dostluÄŸu, kirpinin, besleyen elden kaçmaması, kirpilik yapmaması (başını içe çekip yuvarlak bir diken yığını olmak) ve insanın bağırıp çağırmaması, kirpinin beslenme ve bakımına özen göstermesi, ondan emirleri anlamasını ve isteneni yapmasını beklememesi, kirpi doÄŸasını olduÄŸu gibi kabul etmesi, olarak anlaşılmalıdır.

Kirpinin dostluÄŸu midesinden geçer. Sığır kıymasını, kalp etlerini, kuÅŸ karaciÄŸerlerini, irmik lapasını, yumurta sarısını, kedi-köpek mamalarını ve meyveleri sever. Tuzlu yiyecekleri ve sütü beÄŸenmez. Yiyeceklerini en hareketli olduÄŸu akÅŸam saat altıyla dokuz arasında tüketir. Yemekler hep aynı yerde verilmelidir ki insana güveni oluÅŸsun.

Kirpiye çok yavaÅŸ yaklaÅŸmalı öyle birden yanına diz çöküp, birden kalkmamalıdır. Zaten hayvanlarla çabuk dost olunmaz. İnsanları hemen her fırsatta denerler. Güvenilir olup olmadıklarını anlamak isterler.

Tehlike sezdikleri anda, kaçarlar. Ev içinden ya da bakıldıkları sandıktan kaçıp uzaklaÅŸmaları olanaksız olduÄŸundan “kirpileÅŸirler&rdq uo;.

Hayvanlarla ve özellikle kirpiyle yakınlaÅŸmaya çalışan insanlar daha ilk günde aynı hatayı yapar kirpiye öpücükler gönderir, ÅŸu ya da bu biçimde ağızlarını ÅŸapırdatır ya da güveni bozan sesle konuÅŸarak kirpiye yaklaşırlar. Özellikle dudak ÅŸapırdatmak yersizdir. Çünkü kirpi dilinde dudak ÅŸapırdatmak “Çek git yoksa dikenlerimle iÅŸini bitiririm” demektir. Kirpiler arasındaki kavgalar bu ağız ÅŸapırdatmalarla baÅŸlar. Hatta o anda fotograf çekilirse hemen tostoparlak olur.

Kirpi, insana alıştıktan sonra bahçede bir çalı dibi kazılarak iki delikli bir çukur hazırlanmalıdır. Bunlardan biri doÄŸuya diÄŸeri de batıya bakmalıdır. Kirpi bu yuvaya girince deliklerden birini otlarla tıkayıp hava akımını (rüzgar) önler. Yuvanın içini bulduÄŸu ot ve yosunlarla kendi döÅŸer.

Kötü havalar baÅŸlayınca ikinci deliÄŸi de kapatır. Bu iÅŸteki zamanlaması o denli iyidir ki onunla yarışacak bir hava tahmincisi bulmak güçtür. Hatta ılık bir odada bir sandıkta beslenen ve dışarıdaki durumu hiç algılamayan bir kirpi, alışkanlığı olmayan bir saatte bir köÅŸeye çekilip kıvrılıp yatarak yaÄŸmur yaÄŸacağını iki gün önceden anlar. DoÄŸadaki her canlıdan öÄŸrenilecek çok ÅŸey vardır. Yaptıklarını insanlar uygulayamazlar ama o iÅŸi yaparken ya da karşılaÅŸtığı sorunu çözerken kullandığı yöntem/yöntemle r, insanlara da yararlı olabilir. Bu yöntemleri doÄŸadan öÄŸrenebilmek için, doÄŸa ve içindeki canlılar titizlikle korunmalıdırlar.

04.13.06 (9:07 pm)   [edit]

TUZLU KAHVE

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birÅŸeydi. O gün peÅŸinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oÄŸlanın davetine ÅŸaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köÅŸedeki ÅŸirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuÅŸamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile ÅŸaÅŸkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye baÅŸladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı aÄŸzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluÄŸumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları söylerken gözleri nemlenmiÅŸti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düÅŸünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
baÅŸladı. Onun da evi uzaklardaydı. ÇocukluÄŸu gibi...

O da ailesini anlattı. Çok ÅŸirin bir sohbet olmuÅŸtu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüz&uu ml;n harikulade güzel baÅŸlangıcı olmuÅŸtu tabii...
BuluÅŸmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduÄŸu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaÅŸadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiÄŸini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölüm&uum l;mden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Åžöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduÄŸum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

İlk buluÅŸtuÄŸumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
ÅŸeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı aÄŸzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
iliÅŸkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemiÅŸti. Sana gerçeÄŸi anlatmayı
defalarca düÅŸündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Åžimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluÄŸu idi ve ben bu mutluluÄŸu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herÅŸeyi yeniden yaÅŸamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

YaÅŸlı kadının gözyaÅŸları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir ÅŸey?” diye soracak oldu..

Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...

04.12.06 (8:34 pm)   [edit]

Anlamayan Adamdan Nameler

is.jpg 

SıÇıŞ 

Sıçtım.
Tuvaletteyim diye demiyorum,
geçen son iki günden
bahsediyorum.

Benim için pek zor ve nâdir bir hâdise deÄŸil gerçi,
yani senin için de zafer sayılmaz
ama
ilk görüÅŸte aşık oldum sana,
güldüÄŸünd e sarhoÅŸ oldum - ya da en azından
sarhoÅŸ olmak istedim ama zaten
zil-zurna dolandığımdan
"bari bir içki daha ısmarlayayım" dedim, elimdeki bitmeden. YapabileceÄŸimin en iyisi buydu.
Coşku mevzuunda yaratıcı değilimdir.

Konuya dönersek...
Saçlarında kaybolmuÅŸ olduÄŸumu hatırlıyorum pek çok defa
daha doÄŸrusu, beraber
uyuduÄŸumuz her sefer...
Geceleri vaziyetim mâlumdur
yine de kokunla
seviÅŸtim
ama
seninle
seviÅŸemedim...
Sabahları bile.

DoÄŸru dürüst tanımadan bilmeden hoÅŸlandın ve
doÄŸumgünümde faksla gönderdiÄŸin mesajda yazdın:
"Beş yıllık kalkınma planıma seni aldım."

Sanki öyle demedin de, ÅŸöyle dedin:
"İçebildiÄŸi n kadar iç, herÅŸeyi çabucak berbâdet de
şu aramızdaki herneyse
baÅŸlamadan bitsin."

Hayatımın kadını diyordum sana... Belki öylesin.
Ama bunu derken, benim hayatımın
baÅŸkaları için
ne ifade ettiÄŸini
unuttum.

Tabii ki piÅŸmanım. Sanıyorum hâlâ aşığım.

Herhalde
bir daha aramayacaksın. Arasan da
eskisi gibi olmayacak.
Olsa bile
yine sıçacağım.

Sanırım hiç
vazgeçmeyeceÄŸim...
Kaybetmekten veya
senden deÄŸil,
sıçmaktan.
 
 

Nerdeydin?

Karanlığı bozan ay ışığında
imamlar daha gün ağırmadan ezanlarını okurken
ben yanlız başıma
beynimde senli binlerce düÅŸünceyle dolaşırken
sen nerdeydin?

acımın tavan yaptığı günlerde
özleminin gözlerimi aÄŸrıttığında
bir resmine bile bakamazken
sen nerdeydin?

hangi kucakta, hangi yatakta
yada
hangi masada mezeydin
gel gör ki ÅŸimdi
zerre umrumda deÄŸildir...

 

 

04.08.06 (11:25 pm)   [edit]

SUU PERİSİNDEN

 

ozel24.jpg

 Ey aşk nerdesin?  şehrin en varoş yerindeyim, çağırsam buraya da gelirmisin? dikkat et yollar çamur ,yollar tozlu dikkat et kirlenmeyesin bir sen kaldın temiz buralarda birde.....UMUT.   belki birgün ........biriniz

KARDELEN

BİR KAR MEVSİMİ SEVDİYİM SEV GİLİ

BAYAZBİ SAYFA GİBİYDİ DUYDUGUM SEVGİ

COK ÅžEY YAZILMALIYDI COK ÅžEY YAÅžANMALIYDI

KISA SÜRDÜ ÇÜNKÜ İSTANBULDA KAR MEVSİMİYDİ

BİZİM SEVDAMIZDA KARLA BİTMELİYDİ

KARÇİÇEYİM KARDELENİM DERDİN

SENDE BENİM GİBİ KARDELENİ NECOK SEVERDİN

ŞİMDİ UZAKTASIN

ORAYA KARMEVSİMİ GELDİMİSENİN KALBİNDE

BUKADAR SEVDİMİ ..... SÖYLE SEVDİNMİ ......

VE BELKİDE AŞK CİDDİ BİR AKIL HASTALIĞIDIR

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem yalnızlığın başkenti orası dır.

Aylardır sessiz kalmaktan yoruldumu

Kendi kendimle konuşmaktan delirdimi düşünüyordum

Ama yalnızlığımsım sıkı sarıldıgım

elinden tutup gezmeye çıkardıgım yalnızlıgım

Beni bu kadar korkutmuyordu.

fonda durup suyun akışını izlerken

Bilinmeyen bir kenttemutlak aşkı bulacağıma inanmak

Yalnızlığımı dindirmiyordu

Cünkü biliyordum Aşk'ı arayan herkes

Buldugunda daha cok yalnızdır

Sonra sevmek hep tek kişilik oynanır

Fuzuliye yada aragona gülsekte gecemiyorduk onlardan

Tam koklayacakken saga sola savrulan bir çiçek

Büyülü bir yüzsük

Bbelki üç harfin tesadüfen gelmesiydi Aşk

Yada kaldırımlara oturup yazılan şiirler

Ve belkiderenkleri unutan

Denizsiz kentin martısıyla karganın öyküsü

Dekorlara duvarlara çarpsam iyiya

Oyunun en olmadık yerinde sevdalara takılıp

Yine düştüm sahneden

Yaralarıma ne zaman iyi gelir şimdi

Ne yanıtlardankorktuğum için

Sana soramadığım sorulardan vaz geçmek

Nede anlamak içinkendimi yeniden

O caddedelerin kaldırımına atmak...

Kafamı avucumun içinde ezip

Öylece dolaşmak istiyorum

Ne zamana kadar?

Nereye kadar?

Beynimin bütün kıvrımlarında bir it gini dolanan

Yalnız başına yaşamak korkusu niye...?

Anılara şahitlik eden eşyalarla başbaşa kalmaktan

Yılların yükünü tek başıma taşıyamayacağımdan

Niçin bu kadar çok kortuğumu?

Niye her ayrılıkta bir bahar temizliği istiyor "içim"

"Şimdi yüreğim"

Seni güneşe çıkarmak neye yarar

Ömür nasıl geçer istasyonlardan yada istasyonlarda

Elimle yüreğimi bastırmaktan nasıl kurtulmalı?

Ölüm yüzümü kanat sesleriyle gizlerken

"Alışkanlık nasılda sinsice yerleşti yüreğimize"

Ne dersin ?

Kahrolası şehirlerde biraz daha mı yoraçağım yüreyimi?

Aşk sevgi zamanla öğrenilirmi?

Öğrenilirse ve aşık olmak divane olmakla aynıysa

Delilik öğretilen her şe ye dil çıkarmaz mı?

Ah.!bir el kitabı AŞK içinnn...!!

Heryerdereyhan kokusu....

Onca anıdan verilmiş sözlerden

Bir gece iki şarap ve kadehler mi kaldı?

Bir bilsen bende neler bıraktın......

Sonra bir yaprak ne hisseder yere düşerken.?

Åžimdi "uyusam"......

Ve zaman cok cok daha hızlı akıp geçse

Ben o suyla okyanusa karışsam

Erisem

Cok olsam

Cok..

Biri beni delirten bu soruları benden alsa

Birazcık okşasa hüznümü ..

BU SEN OLSAN.......

VE BEN

VE BEN kaldıkmı yinebaş başa

Bir sevdanın arkasından yine yandıkmı?

VE BEN senitanıyom biyerden

Nedir o elinde sakladıgın

Kırık umutlarınmı?

Saklamabenden kaç sevdaya daldık

Kaç kere yandık yıkıldık!!

Ne olcak şimdi?aşkındayok

Yasla başını avuçlarıma sıkılma ağla!

Kimseye sölemem ağladığını

Silerim göz yaşlarımı VE BEN tanıyorum seni biyerden

Anlat anlarım sorgulamadan yargılamadan.

yasaktao günahta olasa ....AŞK..tı yaşanan

04.08.06 (2:29 am)   [edit]

YAÅžAMIN TERSİ 

Yasamin en tatsiz tarafi sona eris seklidir.Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta mükemmel  olurdu.Nasil mi ? Cami'de uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli  olarak.Herkes etrafinizda, büyük br itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar  hepsi hazir.Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.Dogar dogmaz  devlet size maas bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz. Ne >>>güzel, hazir maas, hazir ev... Altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur  içinde yasiyorsunuz. Sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk  basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol  saati veriyor patronunuz.. ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir  makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. Herkes  karsinizda elpençe divan...Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor.  Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz. Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....Aman ne  güzel günler basliyor... Derken birgün patron size artik Üniversiteye &n bsp; gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada Babaniz ortaya çikmis, 'fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..." Keyfe bakarmisiniz ? Okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem basliyor. Partiler, Diskotekler,Kizlarin sayisi artiyor. Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik...Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar...Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz. Derken Anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor. Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir. Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sicacik, yumusacik,  gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz. Kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz. Ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile hayatiniz bitiyor....

CAN YÜCEL

DOLUNAY
-Sevginin Ayışığı
-


Çoook çok eskiden, yeÅŸil bir vadinin içinde
bir ırmak kıyısında kurulu bir köy varmış,
taa dünyanın öbür ucunda.
Çok eski dedik ya,
o zamanlar gündüzleri pek güneÅŸli geçermiÅŸ,
yaÄŸmur yaÄŸmadıkça.
Geceleri hep yıldızlı olurmuÅŸ, bulutlar olmadıkça.
Köy sakinleri tarımla uÄŸraşırlarmış,
hayvanlar avlarlarmış, uçsuz bucaksız arazilerinden.
Sularını, kaynağı çok uzakta olan köylerinin içinden geçen,
ırmaktan alırlarmış.
Köyde herkes birbirini sever, sayarmış.
Köyde bir tek kiÅŸinin kalbinde öyle büyük bir sevgi
varmış ki, bütün köyünküne bedelmiÅŸ.
Dolun'un İntera'ya olan aşkıymış bu.
Kız, Dolun'u bilirmiş de tanımazmış yakından.
Dolun dayanamamış, bir gün gitmiÅŸ kızın yanına,
sormuş İntera'ya onunla evlenip evlenmeyeceğini.
İntera demiş ki Dolun'a: "Evlenirim evlenmeye ama
benim isteyenim çoktur, her gelen kiÅŸiden
aynı şeyi ister benim babam. Ancak babamın
bu isteÄŸini yerine getiren benimle evlenir."
Dolun şaşırmış. "Sensin benim kalbimin sahibi."
diyerek baÅŸlamış sözüne "Senin dileÄŸin benim için bir
emirdir, söyle isteÄŸini hemen yapayım." demiÅŸ aÅŸkına.
İntera demiÅŸ ki; "Bir çiçek vardır;
yaprakları gümüÅŸten tomurcukları elmastan,
onu ister babam, benle evlenmek isteyenden".
Dolun, "Bekle beni" demiş İntera'ya,"Hemen
gidip getireyim o çiçeÄŸi ama nerededir yeri?"
İntera parmağıyla göstermiÅŸ akan ırmağı;
"işte bu ırmağın kaynağındadır der babam,
kırk gün yürümek gerekirmiÅŸ oraya varmak için
ama bir giden bir daha gelmedi ÅŸimdiye dek çünkü
oralar büyülüym&u uml;ÅŸ derler, giden geri gelmezmiÅŸ
çünkü, buralardan çok daha güzelmiÅŸ oralar."
Dolun; "Senden daha güzel ne olabilir ki,
bu dünyada?" demiÅŸ İntera'ya "DöneceÄŸim o çiçekle,
döneceÄŸim çünkü; seviyorum seni çünkü; sensiz
anlamı olmaz benim için o güzelliÄŸin."
Dolun çıkmış yola sonra.
Kırk gün yürümüÅŸ ırmağın yanından. Hep
ne kadar sevdiÄŸini düÅŸünmüÅŸ İntera'yı yol boyunca.
Aklındaki İntera'ymış, tek amacı ise; o çiçek.
Kırkıncı gün kalkmış Dolun sabah erkenden,
yüzünü yıkamış ırmaktan,
anlamış çok yaklaÅŸtığını kaynağına
ırmağın suyunun serinliğinden.
Devam etmiş yoluna sonra. Biraz sonra varmış
kaynaÄŸa, bütün yeÅŸilliklerle çevrili bir göl varmış
kaynakta, gölün ortasında bir adacık,
adacığın üstünde de o çiçek duruyormuÅŸ.
Anlamış İntera'nın anlattığı çiçek olduÄŸunu, güzelliÄŸinden.
Yüzmeye baÅŸlamış adaya doÄŸru hemen.
Adaya çıkınca karşısında bir adam belirmiÅŸ Dolun'un.
Adam Dolun'a; "Her gülün bir dikeni, koruyucusu
olduÄŸu gibi, bende bu çiçeÄŸin koruyucusuyum, eÄŸer
almaya geldiysen; ben Salut, izin vermem buna" demiÅŸ.
Dolun şaşkın ve de kararlı bir tonla
"Ben o çiçeÄŸi alacağım sonra aÅŸkıma kavuÅŸacağım."
demiÅŸ. "Hiç bir ÅŸey beni kararımdan çeviremez."
"O zaman beni biraz dinleyeceksin" demiÅŸ Salut...
"Sana neden koparmaman gerektiğini anlatacağım
eÄŸer, hâlâ ikna olmazsan o zaman izin veririm
almana." Dolun ikna olmuÅŸ ve çökmüÅŸ
yoncaların üstüne, baÅŸlamış dinlemeye...
"EÄŸer, bir ÅŸeyi çok fazla istersen
ve engelin yoksa önünde onu alırsın.
Hayat da böyledir, insan engelleri aÅŸarsa
yaÅŸamına devam edebilir. Bu çiçek de
sadece yaÅŸam için bir ÅŸeyler yapacaksan
engelleri kaldırır önünden çünkü; onun da bir görevi
var. Bu çiçek, sadece 28 gecede bir açar
yapraklarını ve döker parlayan tohumlarını göle,
bu sayede buradaki sular yükselir ve
ırmaktan taşar gider zamanla. Bu ırmak sayesinde
yaÅŸar bu doÄŸadaki yeÅŸillikler, insanlar, hayvanlar."
demiÅŸ Salut. Dolun baÅŸlamış düÅŸünmeye
eÄŸer, çiçeÄŸi koparırsa kavuÅŸacaktır sevdiÄŸine
ama kuruyacaktır ırmakları bunun yanında.
Sonunda çiçeÄŸin başına çöker kalır Dolun.
GümüÅŸ yapraklarında kendini görür Dolun, çiçeÄŸin.
Yanında İntera vardır ama niye mutsuzdur ikisi de.
Aslında kalbindeki tek endiÅŸeyi görür Dolun.
Zaman geçtikçe Dolun'un düÅŸünceleri
yoÄŸunlaşır kafasında. MutsuzluÄŸunu düÅŸünür,
çiçeksiz, İntera'sız bir yaÅŸam düÅŸünür.
Koparamaz çiçeÄŸi günlerce Dolun,
artık yaşamaktan zevk almaz şekilde sadece
aÅŸkını düÅŸünerek beklemeye baÅŸlar olacakları.
Bir gece çiçek tohumlarını bırakırken göle
bir tomurcuk da Dolun'un
sertleÅŸmiÅŸ kalbinin üstüne düÅŸmüÅŸ,
aniden Dolun kalbindeki aşkının
büyüklüÄŸ& uuml; kadar kocaman bir taÅŸa dönmüÅŸ,
taÅŸ o kadar büyükmüÅŸ ki, dünyaya sığmamış,
gökyüzüne yükselmiÅŸ ve Dünya ile dönmeye baÅŸlamış.
Böylece Ay olmuÅŸ Dolun'un kalbi Dünya'ya.
O günden sonra sadece 28 gecede bir göstermiÅŸ
Dolun kalbinin tüm yüzünü,
aÅŸkının bütün parıltısını diÄŸerlerine.
Sadece o gecelerde aydınlatmış Dünya'yı
aynı çiçek gibi...

 

 
 

BABAMI İSTİYORUM


Adam yorgun argın eve döndüÄŸünd e 5 yaşındaki
çocuÄŸunu kapının önünde beklerken buldu.
Çocuk babasına, "Baba bir saatte ne kadar para
kazanıyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen
adam, "Bu senin iÅŸin deÄŸil" diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk "Babacım lütfen, bilmek
istiyorum" diye üsteledi. Adam "İllâ da bilmek
istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun
üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç
verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip,
"Benim senin saçma oyuncaklarına veya
benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,
derhal odana git ve kapını kapat" dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle ÅŸeylere
cesaret eder." diye düÅŸündü. Aradan bir saat
geçtikten sonra adam biraz daha sakinleÅŸti ve
çocuÄŸa parayı neden istediÄŸini bile sormadığını
düÅŸündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...
Yukarı çocuÄŸunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...
Yatağında olan çocuÄŸa, "Uyuyor musun" diye
sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...
"Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana
az önce sert davrandığım için üzgünüm.
Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...
Çocuk sevinçle haykırdı, "TeÅŸekkürler
babacığım"... Hemen yastığının altından
diÄŸer buruÅŸuk paraları çıkardı. Adamın
suratına baktı ve yavaÅŸça paraları saydı.
Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran
olduÄŸu halde neden benden para istiyorsun?...
Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak
vaktim yok" diye kızdı... Çocuk "Param vardı
ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde
mahcup bir gülücükle paraları

babasına uzattı; "İşte 20 milyon...
Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..."

04.07.06 (10:30 am)   [edit]

İKİ SİMGE

İKİ SİMGE

YaÅŸlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuÅŸ, az ötede
birbiriyle boÄŸuÅŸup duran iki kurt köpeÄŸini izliyorlardı. Köpeklerden
biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli
o köpekler dedesinin kulübesi önünde boÄŸuÅŸup duruyorlardı.


Dedesinin sürekli göz önünde tuttuÄŸu, yanından ayırmadığı iki iri kurt
köpeÄŸiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeÄŸin yeterli olduÄŸunu
düÅŸünüyor , dedesinin ikinci köpeÄŸe neden ihtiyacı olduÄŸunu ve renklerinin
neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla,
sordu dedesine: YaÅŸlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

- "Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat."

- "Neyin simgesi" diye sordu çocuk.

- "İyilik ile kötülüÄŸ&u uml;n simgesi. Aynen ÅŸu gördüÄŸün köpekler gibi, iyilik
ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe
ben hep bunu düÅŸünür&u uml;m. Onun için yanımda tutarım onları.

Çocuk, sözün burasında; 'mücadele varsa, kazananı da olmalı' diye
düÅŸündü ve her çocuÄŸa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:

- "Peki" dedi. "Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"

Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.

- "Hangisi mi evlat?
Ben, hangisini daha iyi beslersem!"

04.06.06 (8:59 am)   [edit]

Ders veren Öyküler


 

 


 

YAÅžADIÄžINIZ HER GÜN ÖZELDİR !

EniÅŸtem; kızkardeÅŸimin tuvaletinin en alt gözünü açtı ve
ince kağıda sarılmış bir paket çıkardı. "Bu" dedi, "sıradan
bir çamaşır deÄŸil." Kağıdı açtı ve çamaşırı bana uzattı.
Zarif ve ipekliydi. Kenarları eliÅŸi dantelle süslenmiÅŸti .
Astronomik bir fiyat taşıyan etiketi hala üstündeydi.

"Jan bunu New York'a ilk gittiğimizde almıştı. Nereden
baksan sekiz, dokuz yıl olmuÅŸtur. Hiç giymedi.
Özel bir gün için saklıyordu." Çamaşırı benden aldı ve
cenaze evine götürmek üzere ayırdığımız diÄŸer giysilerle
birlikte yatağın üzerine koydu. Bırakırken eli bir an
yumuÅŸak kumaşı okÅŸar gibi oyalandı. Tuvaletin gözünü hızla
kapattı ve bana döndü ve dedi ki : " Hiçbir ÅŸeyini özel
bir gün için saklama. YaÅŸadığın her gün özeldir."

Cenazeyi izleyen günlerde eniÅŸteme ve yeÄŸenime
beklenmeyen bir ölümün arkasından yapılması gereken
tüm üzücü iÅŸlerde yardımcı olurken sık sık bu sözleri
hatırladım. Kardeşimin ailesinin yaşadığı şehirden
California'ya dönerken uçakta yine bu sözleri düÅŸündüm.
KardeÅŸimin göremediÄŸi, duyamadığı veya yapamadığı
bütün ÅŸeyleri düÅŸündüm. Hala eniÅŸtemin sözlerini
düÅŸünüyor um ve hayatım deÄŸiÅŸti.

Artık daha çok okuyor, daha az toz alıyorum.
Balkonda oturup bahçemi seyrediyorum, uzayan çimlere
aldırmadan. Ailem ve dostlarımla daha çok vakit geçiriyorum ,
iÅŸ toplantılarında daha az. Mümkün olduÄŸu kadar sık
"hayatın katlanılması gereken bir dertler zinciri yerine zevk
alınacak olaylar silsilesi olarak görülmesi" gerektiÄŸini
hatırlatıyorum kendime. Her anın güzelliÄŸini duyumsayarak
yaÅŸamak istiyorum. Hiçbir ÅŸeyimi özel günler için saklamıyorum.

Kıymetli tabak çanağımı her "özel" olayda kullanıyorum.
Birkaç kilo vermek, tıkanan lavaboyu açmak, bahçemde ilk
açan çiçek gibi özel olaylarda.. En pahalı ceketimi canım
isterse süpermarkete giderken giyiyorum. Teorime göre eÄŸer
zengin görünürsem , küçük bir torba erzak için o kadar parayı
daha rahat ödeyebilirim. Pahalı parfümü özel partiler
için saklamıyorum. MaÄŸazalardaki tezgahların ve banka
memurlarının burunları da, en az parti parti gezen
arkadaşlarımınkiler kadar iyi koku alır.

"Birgün" kelimesi daÄŸarcığımdaki yerini kaybetti.
Bir ÅŸey, eÄŸer görmeye, duymaya veya yapmaya deÄŸerse, onu
ÅŸimdi görmek , duymak ve yapmak istiyorum.

Hepimizin "YaÅŸayacağımıza garanti gözüyle baktığımız
yarını görmeyeceÄŸini" bilseydi eÄŸer kızkardeÅŸim, neler
yapardı kimbilir ? Sanırım aile fertlerini veya yakın
arkadaÅŸlarını arardı. Belki eski birkaç arkadaşını arayıp
aralarında geçen sürtüÅŸmeler için özür dilerdi.

Belki bir lokantaya en sevdiÄŸi çin yemeÄŸini ısmarlardı.
Bunların hepsi birer tahmin. Kardeşimin neler yapamadan
öldüÄŸün&u uml; hiçbir zaman bilemeyeceÄŸim. Ya ben ?..
Eğer sayılı saatimin kaldığını bilseydim, yapamadığım şeyler
olduÄŸu için kızardım. Yazmayı ertelediÄŸim mektupları yazmadığım
için kızardım. "Bir gün ararım" dediÄŸim dostları görmediÄŸim
için kızardım. EÅŸime ve kızıma onları ne kadar çok sevdiÄŸimi
yeterince sık söylemediÄŸim için kızardım. Artık hayatlarımıza
kahkaha ve renk katacak hiçbir ÅŸeyi yarına ertelememeye,
duygularımı dizginlememeye çalışıyorum.

Ve her sabah gözlerimi açtığımda kendime o günün
"Özel bir gün" olduÄŸunu söylüyorum. Her gün,
her dakika, her nefes gerçekten Allah'tan bize bir armaÄŸan.

(LOS ANGELES TİMES YAZARLARINDAN ANN WELLS'İN YAZISI

 

 

 

İNSANLIĞA DAİR

 

HÄ°Ç HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI ?


Bu öykü, çiftlikten çiftliÄŸe, yarıştan yarışta koÅŸarak
atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin
genç oÄŸluna kadar uzanır. Babasının iÅŸi nedeniyle
çocuÄŸun orta öÄŸretimi kesintilere uÄŸramıştı.
Orta ikideyken, büyüdüÄŸ&u uml; zaman ne olmak ve yapmak
istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..
Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliÄŸine
sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir
kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı.
Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliÄŸin krokisini de çizdi.
Binaların, ahırların ve koÅŸu yollarının yerlerini gösterdi.
Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000
metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduÄŸu 7 sayfalık ödev,
tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir
"0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
"Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk..
"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal"
dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun.
Kaynağınız yok. At çiftliÄŸi kurmak büyük para gerektirir.
Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da
alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi:
"EÄŸer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden
yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
Çocuk evine döndü ve uzun uzun düÅŸündü. Babasına danıştı.
"Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin.
Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!."
Çocuk bir hafta kadar düÅŸündükt en sonra ödevini hiçbir
deÄŸiÅŸiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
"Siz verdiÄŸiniz notu deÄŸiÅŸtirmeyin" dedi..
"Ben de hayallerimi..".....



O orta 2 öÄŸrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki
1000 metrekarelik evinde oturuyor.
Yıllar önce yazdığı ödev ÅŸöminenin üzerinde
çerçevelenm iÅŸ olarak asılı.
Öykünün en can alıcı yanı ÅŸu: Aynı öÄŸretmen,
geçen yaz 30 öÄŸrencisini bu çiftliÄŸe kamp kurmaya getirdi.
Çiftlikten ayrılırken eski öÄŸrencisine "Bak" dedi,
"Sana ÅŸimdi söyleyebilirim. Ben senin öÄŸretmeninken,
hayal hırsızıydım. O yıllarda
öÄŸrencilerimden pek çok hayal çaldım.
Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."

 

ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ


Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaÅŸ olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaÅŸlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuÅŸtur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeÄŸe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeÄŸe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düÅŸünmeye baÅŸlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın deÄŸildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der.
Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.

Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düÅŸer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuÅŸ, çehresi sararmıştır çiçeÄŸin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeÄŸin, yardımcı olmak için sevdiÄŸine...

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeÄŸi. Sonra ÅŸöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birÅŸey gelmez."

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, ÅŸöyle bir
bakar suya ve der ki: "ÇiçeÄ Ÿin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.

Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...

ünün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaÅŸ olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaÅŸlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuÅŸtur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeÄŸe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeÄŸe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düÅŸünmeye baÅŸlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın deÄŸildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der.
Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.

Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düÅŸer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuÅŸ, çehresi sararmıştır çiçeÄŸin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeÄŸin, yardımcı olmak için sevdiÄŸine...

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeÄŸi. Sonra ÅŸöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birÅŸey gelmez."

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, ÅŸöyle bir
bakar suya ve der ki: "ÇiçeÄ Ÿin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.

Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...

 

04.06.06 (8:54 am)   [edit]

Fısıltı ve Tuğla


 

Genç ve baÅŸarılı bir yönetici, yeni Jaguar'ıyla bir mahalleden
hızlı bir ÅŸekilde geçiyordu. ParketmiÅŸ arabaların arasından yola
aniden çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir ÅŸey
gördüÄŸün& uuml; sanarak yavaÅŸladı. Arabayla caddeden yavasça geçerken
hiç bir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına bir tuÄŸla atıldığını
farketti. Aniden arabasını durdurarak tuÄŸlanın fırlatıldığı yere geri döndü.

Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuÄŸu tuttu ve onu parketmiÅŸ
bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; "Bunu neden yaptın?
Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?" İyice sinirlenerek devam
etti: "Bu yeni bir araba ve atmış olduÄŸun bu tuÄŸla bana çok pahalıya
malolacak. Bunu neden yaptın?" Çocuk yalvararak cevap verdi:
"Lütfen efendim. Çok üzgünüm ama baÅŸka ne yapabilirdim bilmiyordum.
Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı" Parketmiş bir arabanın
arkasına iÅŸaret ederken çocuÄŸun gözyaÅŸları çenesine süzülüyord u.

"Kardeşim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli
sandalyesinden düÅŸtü, ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli
sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için
çok ağır." Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici,
bogazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki
genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu. Mendiliyle, çizik
ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti.

Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek "teÅŸekkür ederim efendim, Tanrı
sizden razı olsun" dedi. Genç yönetici, küçük çocuÄŸun, aÄŸabeyini
kaldırımdan evine doÄŸru götürmesini izledi. BulunduÄŸu yerden arabasına
geri dönmesi oldukça uzun sürmüÅŸtü. Uzun ve yavaÅŸ bir yürüyüÅŸt& uuml;.

Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluÅŸan çöküÄŸ&u uml;,
hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı
yaÅŸamaması gerektiÄŸini hatırlatması için öylece bıraktı.

Tanrı, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazan,
dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size
bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin.
Tercihi siz yapın...

04.06.06 (8:49 am)   [edit]

Kalbimin Sahibi

Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya
daha fazla dayanamamaya baÅŸlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere,
kalp nakli için ilân vermiÅŸlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...
Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı.

Yine yalnızdı odasında, gözü yaÅŸlı, boynu bükük ölümü bekliyordu...
Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yine de
engel olamadı pınar gibi çaÄŸlayan gözyaÅŸlarına. SevdiÄŸi geldi aklına,
fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı ÅŸeyleri düÅŸünüyor ,
anıları bir film ÅŸeridi gibi gözünün önünden geçiyordu...

"Param yok ama sana verebileceÄŸim sevgi dolu bir kalbim var" demiÅŸti
delikanlı... Genç kızda zaten baÅŸka birÅŸey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri,
sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı işte,
dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiÅŸ,
onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediÄŸi zamanlara gelmiÅŸlerdi...
Ne önemi vardı artık? Åžu son günlerinde, sevdiÄŸi yanında olsa yeterdi...

Ayrılıklarından bu yana beÅŸ bitmeyen, çile dolu yıl geçmiÅŸti...Her günü zehir,
her günü hüsran... Ama genç kız hep sevgisini yüreÄŸinde taşımış, kalbini
kimseyle paylaÅŸmamıştı. SevdiÄŸini düÅŸündü iÅŸte o an.. Acaba o neler yapmıştı
bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiÅŸ, çoluk çocuÄŸa karışmıştı...
Gözlerinden bir damla yaÅŸ daha damladı kurumuÅŸ, bitmiÅŸ ellerine. Ellerine baktı,
bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuÄŸunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini
seyrederdi... En çok da saçlarının dökülmesine üzülüyordu . Çünkü sevdiÄŸi öpmüÅŸ,
koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu.
Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa,
kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaÅŸama... Zaten artık ölüm umrunda
deÄŸildi genç kızın. SevdiÄŸinden ayrı yaÅŸamanın ölümden ne farkı vardı ki...

Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa
yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık...
Gözleri pınar gibi çaÄŸlamaya baÅŸladı. SevdiÄŸini son bir kez göremeden ölmek
istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek
istemiyordu... SevdiÄŸi, kimbilir kiminle beraberdi? Kendi, sevgi dolu kalbini kimseyle
paylaÅŸmayı düÅŸünmemiÅŸti bile ama acaba o paylaÅŸmış mıydı? Onun sevgisini
silmiÅŸ atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir
ağırlık çöktü. Onu düÅŸündük& ccedil;e her dakikasının zehir olması artık çok daha
ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaÅŸamak istemiyordu bu dünyada...
Ama sevdiÄŸinden bir hatıra almadan ölmeyeceÄŸine and içmiÅŸti.

Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiÄŸi onu unutmuÅŸtu.. Bu düÅŸünceler
içinde daldı... Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü
bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı...
Bir meleÄŸi andıran masum yüzü, sevdiÄŸinin özleminden sırılsıklamdı...

O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve
görevini yerine getirmeyen kalbi deÄŸiÅŸtirilmiÅŸti. Bir hafta sonra tekrar gözlerini
açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir ÅŸeyler eksikti...

Aradan aylar geçmiÅŸ genç kız artık iyice iyileÅŸmiÅŸti. Ama içindeki burukluÄŸu bir
türlü atamıyordu. SevdiÄŸi aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu...
Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya baÅŸlamıştı.
Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu
uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya baÅŸlıyordu...
Genç kız bir anlam veremediÄŸi bu durumu doktora anlatmıştı ama
ameliyatı kolay deÄŸildi, bir aya kalmadan geçer demiÅŸti doktor.

Aylar geçmiÅŸti ama hâlâ aynıydı durum. Çiçeklerini n yanına gitti. Her gün
onlarla saatlerce dertleÅŸiyor, zaman zaman aÄŸlıyordu onlara.. En çok kan
kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi.
O da genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber aÄŸlıyordu. Onu sevdiÄŸi gibi
görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiÄŸini ilk gördüÄŸünd e ona hediye edeceÄŸine
dair yemin etmiÅŸti. BaÅŸka türlü paylaÅŸamazdı gülünü kimseyle...

Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa iliÅŸti.
YavaÅŸça eÄŸilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya baÅŸladı. Ne
olduÄŸunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı.
Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı
atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı.
Yıllar yılı özlemini çektiÄŸi, yanında olabilmek için canını bile verebileceÄŸi
sevdiÄŸinin kokusu vardı mektupta... Başı dönmeye baÅŸladı. KoltuÄŸuna geçip
oturdu yavaÅŸça... Kağıdı açtı ve elleri titreyerek okumaya baÅŸladı.

"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını
bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim... Her
günüm diÄŸerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin daha da artıyordu...

Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da
hüzünlüyd& uuml;. Yazdım, okudum, aÄŸladım... Her gün yazdım, her gün okudum, senelerce
aÄŸladım... Her gece seni düÅŸündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında
olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime,
sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün her ÅŸeyi deÄŸiÅŸtirecek
bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı deÄŸerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim.
Ve deÄŸerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye...
Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık...

Senden çok uzaklardayım belki ama yine de seni görmek için uzaklardan
gelebiliyorum. Hem de her gece...Seni seviyor, seyrediyor ve eÄŸilip sen uyurken
yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiÄŸimi
bildiÄŸini sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi
sevmemizin altıncı senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarın da
sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiÄŸim, kalbime iyi bak
olur mu? Çünkü göz yaÅŸlarımla, adını yazdım ona... Seni senden bile çok seven bir
sevgi var kalbinin içinde unutma. Kırmızı gülü de unutma olur mu?
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadar da Seveceğim...

SEVGİLİN